Anthropic vs OpenAI: Pozisyon Alın Ortalık Karışacak!
Super Bowl’daki reklam hamlesi, yapay zekâ rekabetini teknik üstünlükten çıkarıp güven, gelir modeli ve kategori sahiplenme savaşına taşıdı.
Bu sene Superbowl reklamlarının en çok konuşulan markası Anthropic oldu. Yayınladığı reklamlarda Claude’un reklamsız kalacağını duyurdu: “Ads are coming to AI. But not to Claude.” İsim vermeseler de hedef zaten belliydi.
OpenAI kısa süre önce ChatGPT’nin ücretsiz versiyonunda reklam testlerine başlayacağını açıklamıştı. Reklamların yanıtların içine girmeyeceği, ayrı ve etiketli olacağı da söylenmişti.
Bu gelir modelini hedef alan reklamlardan sonra Sam Altman uzun bir açıklama yayınladı. Anthropic’in reklamlarını yanıltıcı ve dürüst olmayan olarak nitelendirdi. OpenAI’nin kullanıcılarına saygı duyduğunu, sohbet deneyiminin reklamla bozulmayacağını söyledi. Hatta “böyle bir şey yapsak insanlar ürünü bırakır” diyerek kullanıcı güvenini önemsediklerinin üzerinde durdu.
Ve tartışmayı bana göre tam da Anthropic’in istediği o alana, güven konusuna getirdi. Bir anlamda tuzağa düştü.
Reklam Aldık Ama Sor Bir Niye Aldık?
Anthropic’in reklamı tek başına bir meydan okumaydı. Ama Altman’ın yanıtı o meydan okumayı iki taraflı bir savaşa dönüştürdü. Öyle ki bu tepki, Anthropic’in Super Bowl’un kazananı olduğu yorumlarına bile sebep oldu.
Çünkü Altman’ın cevabı uzundu ve adeta kendisini savunan bir tarzı vardı. Kampanyanın nasıl yanlış anlaşıldığını, OpenAI’nin aslında ne yapacağını, kullanıcı güvenine ne kadar önem verdiklerini tek tek anlattı.
Anthropic, OpenAI’ı reklamlı AI çerçevesine sıkıştırmayı amaçladı ve Altman’ın cevabı ile beraber kendisine biçilen elbisenin meşruiyetini de kabul etmiş oldu. Bu zamana kadar iki yapay zekâ şirketinin teknik detaylar üzerinden üstünlükleri konuşuluyordu. Anthropic’in hamlesi ile beraber şu an konuşulan vizyon oldu diyebiliriz.
Sam, Tezgah Lan Bu!
Reklam üzerinden yaşanan bu tartışmaya katılan Scott Galloway, bu kampanyayı Apple’ın 1984 reklamına benzetti. Bu reklamda Apple, IBM’i teknik olarak eleştirmek yerine “otoriter bir sistem” olarak konumlandırdı. Kendisini ise özgürlüğün, bireyselliğin ve yaratıcılığın tarafına koydu. İşi teknik rekabetten çıkarıp anlam üzerinden bir mücadeleye dönüştürdü.
(1984 yılında Apple, Super Bowl’da yayınladığı ve bugün reklam tarihinin en ikonik örneklerinden biri kabul edilen bir filmle Macintosh bilgisayarını tanıttı. Reklam, George Orwell’in “1984” romanına gönderme yapıyordu. Dev bir ekranda konuşan tek tip bir otorite figürü, kalabalığa hitap ederken bir kadın sahneye girip ekranı parçalıyor ve sistemin düzenini bozuyordu.)
Galloway, Anthropic’in yaptığının da bu olduğunu düşünüyor. Ona göre Anthropic reklamlarında model kapasitesi ya da performans eleştirilmedi. Tüm bunların yerine yapay zekâ ile yapılan konuşmaların kişisel ve mahrem olduğu ima edildi.
Burada amaç kullanıcı davranışını temel alarak savaşı güven üzerinden yürütmek. İnsanlar yapay zekâya sağlık sorunlarını, ilişki problemlerini yani bir anlamda en özel sırlarını açıyor. Bu alana reklamın girecek olması kullanıcının güven konusunda sorun yaşamasına sebep olabilir. Böyle bir alanda yapılan tartışma sonrasında kullanıcı, Bu model benim için güvenli mi? sorusunu sorar.
Altman’da meseleyi güven konusundan uzaklaştırmak yerine tam da Anthropic’in istediği yerden savunmaya geçti. Altman performans üzerinden savunma yapabilirdi. Hatta bunu istediği kadar detaylandırabilirdi. Fakat iş değer konusuna gelince savunması daha karmaşık bir hal aldı.
Bu tür savaşlarda kaybedenler, rakibin istediği mindere çekilip kendisine biçilen elbisenin içinden çıkamayan markalar olur.
Değirmenin Suyu Nereden Gelecek?
Aslında burada önemli olan iki markanın ne söylediğinin ötesinde hangisinin stratejisinin sürdürülebilir olduğu. Burada da iki farklı strateji var.
OpenAI’nin yaklaşımı ölçek odaklı: küresel erişim, düşük bariyer, geniş kullanıcı tabanı. Reklam modeli bu yapının finansal kısmı. Mantıksız değil. Büyük bir altyapı var sürdürülebilir olması için de gelir gerekli.
Anthropic’in işareti ettiği modelde ise reklamsızlık markanın vaadi olarak görünüyor. Peki nasıl bir gelir modeli üretecek? Gelir reklamdan değil kullanıcıdan gelecek. Ancak baktığımızda iki ürünün de plus modellerinin fiyatları birbirine yakın. Fakat burada kritik olan etiket fiyatının ötesinde ödeme isteği ve kullanım derinliği.
Claude Code’un son dönemde geliştirici tarafında yarattığı etki bu yüzden önemli. Eğer bir model üretkenlikte, kod kalitesinde ya da karmaşık problem çözmede somut fark yaratıyorsa, kullanıcı onu bir altyapı olarak görmeye başlar. Bu noktada abonelik bir maliyet değil de yatırım gibi algılanır. Güven de işin tam da burasında kendini gösterir.
Anthropic’in reklamsızlık vaadi aslında tek başına anlam taşımıyor. Asıl mesele Claude gerçekten vazgeçilmez bir üretim aracı haline gelebilecek mi? Cevap evet ise gelir modeli reklamdan çok abonelik genişlemesine dayanır: daha fazla ekip lisansı, yüksek planlara geçiş ve kurumsal anlaşmalar.
Aslında iki şirkette farklı riskler alıyor. OpenAI daha fazla kullanıcıyı sisteme çekmeye çalışıyor. Anthropic ise sisteme giren kullanıcının orada kalmasını ve daha fazla ödeme yapmasını hedefliyor.
Tüm Çaba Bir Alanı Sahiplenmek
Yapay zeka modellerini değerlendirirken bundan önce teknik kapasiteleri, hızları vs gibi özellikler üzerinden kıyaslıyorduk. Bu tartışma bizi işin başka bir yönünü daha gösterdi. Modeller arasında üstünlükler olsa da bu alanda belirli kategoriler tanımlanmış değil.
Akıllı telefon pazarında giriş segmenti, premium segment, oyun odaklı segment gibi ayrımlar net. Otomotivde elektrikli, hibrit, performans sınıfı gibi çerçeveler var. Yapay zekâ tarafında ise hâlâ herkes aynı kulvarda.
Tam bu noktada ortaya çıkan tartışma teknik bir üstünlük meselesinden çok kategori inşa etme meselesi. Ve erken dönemde atılan bu tür adımlar, ileride fiyatlamadan regülasyona kadar birçok alanı etkileyebilir.



