Apple Intelligence: Bir “Taşeronluk” Hikayesi
Donanım Mükemmeliyeti Veri Açığını Kapatır mı?
Apple yöneticilerinin aşırı naif mi yoksa stratejik anlamda “iş bilmez” mi olduklarını zaman zaman sorguluyorum. Maalesef bu konuda henüz net bir fikre sahip değilim. Steve Jobs’un son dönemi ve sonrasında şirket, tüm stratejik planlarını ve iletişim dilini “kişisel mahremiyet” üzerine inşa etti. Birçok önemli teknolojik dönemeçte bu mottolarını sürekli savundular. Hepimizin ortak kanısı şuydu: “Apple bir konuya geç dahil olur ama dahil olduğunda en iyisini yapar,” değil mi? Ancak görünen o ki, geç kalmayı bir alışkanlık haline getiren Apple yöneticileri, bu kez kendi yarattıkları bir seraba kendilerini fazlaca kaptırdılar.
Devrimde Sınıfta Kalmak
Yapay zekâ, dünyayı sarsan yıkıcı bir teknolojik gelişme. Hatta buna sadece “teknolojik gelişme” demek, konuyu çok basite indirgemek olur. Bu; buharlı makinelerin keşfi, elektriğe geçiş, nükleer güç ve internetin yayılması gibi insanlık tarihinde gerçek bir kırılma noktasıdır. Bilinçli ya da bilinçsiz, bugün yapay zekâ ürünü bir şeye maruz kalmadığımız tek bir günümüz bile yok. Özellikle biz yazılımcılar gibi birçok meslek grubu, bu devasa değişimin tam merkezinde yer alıyor. Peki, Apple bu kırılma noktasının neresinde?
Sanki hiçbir yerinde değiller. Okula geç kalmayı adet edinmiş haylaz ama zeki ve yaratıcı bir çocuk gibiler; ancak bu sefer sanırım derse kabul edilmeyecekler.
İlk bilgisayarımla tanıştığım yıllardan beri Apple; havalı donanımlar üreten, yaratıcı insanları hem bu donanımlarla hem de verimli yazılımlarıyla kendine çeken bir firma oldu. Başlangıçta butik bir kullanıcı kitlesine hitap ederken, Steve Jobs’un dönüşü ve özellikle iPhone devrimiyle bu kitle müthiş bir boyuta ulaştı. Fakat ne zaman “Acaba neden?” dediğimiz kritik bir noktaya gelsek, Apple orada durdu. Ürettiği ya da aracılık ettiği verilere hiçbir zaman sahip çıkmadı; bu alana bilinçli olarak hiç girmedi. Donanım ürünleri ve bunları koşturan işletim sistemleri her zaman mükemmeldi ama hepsi bu kadar. Jobs ve Wozniak şirketi kurarken hayalleri neyse, bugün de o noktadalar; ne eksik ne fazla. Bu, takdir edilesi bir istikrar gibi görünse de günümüz dünyasında “Daha farklı olabilir miydi?” diye sormadan edemiyorum.
Siri’den Gemini’ya
Apple’ın yapay zekâyı kendi ismiyle markalaması (Apple Intelligence), bir pazarlama hamlesi olmaktan öteye geçemedi. Tim Cook, bu terimi ilk kez Haziran 2024’teki WWDC etkinliğinde ortaya attı. Aradan geçen yaklaşık 1,5 yılda hayatımıza ne kadar girdi? “Hiç” diyebilir miyiz? Artık bir komedi malzemesine dönüşen Siri’yi bile hâlâ işlevsel bir hale getiremediler. Bırakın karmaşık kodlamaları, sağlık verilerini işlemeyi ya da gelişmiş görsel-video analizlerini; Siri’yi bile akıllandıramadılar. Herkes “yakında mükemmel şeyler duyacağız” diye beklerken, malumun ilanı geçtiğimiz hafta gerçekleşti.
Apple, beklentiler doğrultusunda dev bir yapay zekâ şirketiyle anlaştı ve bir nevi “Ben bu işi yapamıyorum, gel sen yap” dedi. “OpenAI mı yoksa Google mı?” derken kazanan Google oldu. Şimdiden müjdeyi vereyim: Siri, Gemini desteğiyle artık kullanılabilir bir hale gelecek. Tabii insanların buna ne kadar güveneceği veya kullanacağı meçhul. Apple servislerinin hangilerinde Gemini’nin imzasını göreceğimiz de henüz netleşmedi. Ancak görünen o ki “Apple Intelligence” dediğimiz şey, “Google Intelligence”a dönüştü. Yani Apple, “Ben yiyemedim, buyur sen ye” dedi.
Veri Paradoksu
Peki, neden böyle oldu? Aslında meselenin özü, Apple’ın hiçbir zaman bir “veri şirketi” olmamasında yatıyor. Düne kadar bunu “Biz reklam şirketi değiliz” diyerek etik bir duruş gibi pazarladılar. Veri dün de önemliydi ama bugün, veriye sahip olmayan hiçbir gücün teknolojiye yön vermesi mümkün değil. İlginç olan şu ki; Apple, veri işinden sanki bulaşanın verem olacağı bir mikrop gibi kaçtı. Elleri altında Safari gibi devasa bir tarayıcı var; hem iPhone hem de Mac dünyasının varsayılanı. İnsanlar bir tarayıcıyı açtığında ne yapar? Elbette bir şeyler ararlar. Google bu pazarın farkında olduğu için Safari’nin varsayılan arama motoru kalabilmek adına Apple’a yılda 20 milyar dolardan fazla ödeme yapıyor. Ne için? Daha çok veri toplayabilmek için. Yapay zekâ öncesi bu verilerle reklam gösterip yolunu buluyordu, ancak şu an o veri reklamdan çok daha kıymetli.
iCloud hizmetini ele alalım; verilerinizi sakladığınız bulut hizmeti. Apple, bu altyapıyı bile Google ve Amazon’a taşere etmiş durumda. Sıklıkla kullandığımız iCloud mail adreslerindeki veriler nerede? Evet, onlar da rakip sunucularda. Apple, veri anlamında neredeyse hiçbir stratejik satın alma da yapmadı. Shazam belki de tek istisna. Bunun dışındaki alımlar ya çok küçük ya da mevcut donanıma entegre edilecek küçük yazılımlardan ibaret. Hatta Siri bile 2010 yılında, iPhone’a entegre edilmek üzere dışarıdan satın alınmış bir şirketin ürünüydü.
Kaçılan Gerçeklerle Yüzleşmek
Kasasında bu kadar büyük bir nakit gücü olan bir şirket neden bu hale geldi? Vaktiyle o nakitle OpenAI’ı bile satın alabilecek güce sahipken, yapay zekâ yarışında bu durumda olmaları gerçekten ibretlik. O sermayeyle kendi yapay zekâ modellerini eğitebilir, kendi veri merkezlerini kurabilir, kendi arama motorlarını yapabilirlerdi. Ama stratejileri veriden kaçmak üzerineydi. Bu stratejinin kaybedeni şimdilik Apple gibi duruyor. Yine de eski günlerin hatırına açık bir kapı bırakıyorum; belki de ileride bu fikrimde yanıldığımı görüp utanırım.Apple gibi birçok konuda pazar lideri olmak, size yıkıcı teknolojilere karşı bağışıklık sağlamaz; aksine, en güçlü kasınız (mahremiyet gibi) bir gün ayağınıza dolanan bir bağ olabilir.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.



