Bu işte bir “güvencesizlik” var
Bu yazıyı konuk yazarımız, Özgenur Korlu kaleme aldı. Keyifli okumalar.
Konuk yazarımız Özgenur Korlu, eğitim, beceri ve istihdam politikaları üzerine çalışan bir veri ve politika analisti. Siyaset bilimi alanında doktora yapıyor. Önemli meselelerin daha iyi anlaşılabilmesi için veri görselleştiriyor. Becerilerin bireysel kararlar değil, kolektif ve stratejik kaynaklar olarak görülmesi gerektiğini savunuyor. Bu aralar yapay zekâ karşısında nasıl beceri ekosistemlerinin toplumsal refahı artıracağını ve bunları nasıl inşa edebileceğimizi düşünüyor. Uzmanını bulduğumuzda sohbet etmeyi seven insanlarız. Doktorlara ağrılarımızı anlatır, iletişimcilere sevdiğimiz reklamları izletir, psikologları ebeveynlerimizi şikayet etmeden bırakmayız. Beceriler üzerine çalışan bir analist olarak ben de sık sık “Eğitim sisteminde üst düzey becerileri nasıl kazandırabiliriz? Eğitim sistemi ile sektörler arasındaki beceri uyumsuzluklarını nasıl çözeriz?” gibi soruları yanıtlar, bunlara dair sistemler tasarlar, politika önerileri geliştiririm. Bir de mevsimsel olarak, her üniversite sınavı sonrası, tekrar eden ve benim cevaplamaktan kaçmakla övündüğüm “geleceğin meslekleri” sorusu vardır. Son yıllarda bu soru, yapay zekânın da etkisiyle şekil değiştirip “Yapay zekâdan etkilenmeyecek, güvenli meslekler nelerdir?” hâlini aldı. Yeni haliyle oldukça popüler hale gelen bu sorudan artık kaçamayacağımı biliyor ve cevaplıyorum: “Yapay zekâdan etkilenmeyecek meslek” diye bir şey yok!
Ne oluyor?
Meslekler ve bunlarla bağlantılı olarak becerileri dikey bir düzlemde kategorize ederiz. Bazı beceriler üst düzeydir ve bunları edinmek için daha fazla zaman ve kaynak harcarız. Üst düzey becerileri gerektiren meslekler, emek piyasasında daha değerlidir: Daha kolay iş bulur, daha fazla maaş alırlar. Bu mesleklerin, teknolojik değişimlerden de daha az etkilendiklerini, dolayısıyla üst düzey becerilerin bize bir tür kalkan sağladığını varsayarız.
Ancak son dönemde üretken yapay zekâ sistemleri becerilerimize olan inancımızı sarsıyor. Bu sistemler, önceki teknolojik değişim dönemlerinden farklı olarak yalnızca rutin görevleri değil, üst düzey beceriler arasında sayılan analitik ve yaratıcı görevleri de ikame etmeye başladı. Artık yüksek eğitimli beyaz yakalıların işleri de tehlikede. Bu durumun orta ve uzun vadede üst-orta sınıfın istihdama erişiminin baskılanmasına yol açarak yeni dinamikler yaratması bekleniyor.
Bu resim karşısında ister istemez, hem kendimiz hem de çocuklarımızın için daha güvenli mesleklerin ve becerilerin neler olabileceğini merak ediyoruz. Burada aranılan “güveni”, sadece düzenli bir işe sahip olmakten ziyade “insana yakışır iş” ile açıklamak bize insan hakları temelli bir çerçeve sağlar. Bu çerçevede “insana yakışır iş”, kazanç, güvenlik, çalışma saatleri, emniyet, eşitlik ve söz hakkı gibi alanlarda eşik standardların sağlanması gerektiğine işaret eder. Diyebilirsiniz ki, “Yapay zeka henüz işimi elimden alamadı ama insana yakışır bir iş yaptığımı da söyleyemem.” İşte gerçek soru(n) burada.
Öte yandan teknolojik değişimin istihdama etkisine ilişkin bilgilerimiz biraz eksik. Çoğu zaman teknoloji arttıkça yüksek beceriye talebin de artacağını varsayarız. Oysa teknoloji her zaman beceri düzeyine göre çalışmaz. Bazen belirleyici olan eğitim seviyesi değil, yapılan işin görev yapısıdır; rutin ve kodlanabilir görevler daha kolay ikame edilirken, aynı beceri düzeyindeki çalışanlar farklı görev dağılımları nedeniyle farklı biçimlerde etkilenebilir. Bazen mesele beceri dağılımı değil, emeğin sermaye karşısındaki pazarlık gücüdür; teknoloji kâr payını artırırken ücret payını baskılayabilir. Dahası, teknolojinin yönü “doğal” değildir; fiyat sinyalleri ve kurumsal teşvikler hangi becerilerin ve hangi üretim biçimlerinin destekleneceğini belirler.
Dolayısıyla teknolojik değişimin sonuçları yalnızca dikey bir beceri hiyerarşisi içinde değil, görevlerin yapısı, sermaye ile ikame ilişkisi ve teknolojinin yönünün nasıl belirlendiği üzerinden değerlendirilmelidir. Bu çerçeve, çok katmanlı ve kurumsal olarak şekillenen bir emek piyasası analizinin gerektiğine işaret eder. Yani matbaanın icat edilmesi her zaman hattatları işsiz bırakmaz.
Neden önemli?
Bugün üretken yapay zeka sistemleri, teknolojik değişim türleri arasından tek bir kalıba doğrudan uymuyor. Farklı bakış açılarından üretken yapay zekânın tetiklediği değişim, görev temelli, sermaye yanlısı ya da yönlendirilmiş teknolojik değişim olarak yorumlanabilir. Her senaryoda değişmeyen şeyse güvencesizlik. Üretken yapay zekanın çok boyutlu etkisi, tasarruf yapmak, yatırım fırsatları kovalamak ya da becerilerimizi geliştirmeye uğraşmak gibi bireysel emniyet siboplarımızın da bu güvencesizlik karşısında eskisi kadar güçlü olmayacağına işaret ediyor. Para işlerini sevdiğimiz fintech uzmanlarına bırakıyorum. Bireysel beceri geliştirme maceralarımız ise bizim hesaba katmadığımız kadar şirket ve devlet gibi kurumların bu becerilere nasıl baktığına bağlı. Aslında mesele, üretken yapay zekânın sizin işinizin, becerinizin ne kadarını yapabildiği kadar, algoritmaların şirket ve devletlerin kurduğu hangi ücret yapıları, teşvikler ve karar alma kalıpları içinde çalıştığı.
Şimdi önümüze o çok popüler “Yapay zeka karşısında güvenli meslekler” listelerinden birini alalım. Bu listelerde genellikle “güvenli” denen mesleklerin insanın fiziksel emeğine daha fazla dayandığı için bunların yapay zekâ tarafından doğrudan otomatikleştirilmeyeceği varsayılıyor. Fakat bu, teknolojiyi salt teknik bir meseleye indirip sosyal alanı tamamen dışarıda bırakan çok eksik bir okuma. Örneğin, ampirik araştırmalar sayesinde öğrendiğimiz, otomasyon teknolojilerinin ücretlere duyarlı bir şekilde yaygınlaştığını hiç hesaba katmıyor: Araştırmalar bize ücretler hızla yükseliyorsa otomasyonun arttığını; ücretler baskılanırsa otomasyonun yavaşlayabildiğini gösteriyor. Gördüğünüz gibi mesleğiniz zaten güvencesizse otomasyon ya da yapay zekâ size hiç gelmeyebilir. Ama bu durumdaki bir mesleğe de “güvenli” demek mümkün değil.
Gelin bir de üretken yapay zekâ öncesi güvenli mesleklerin, nasıl değiştiğine hepimizin bildiği bir hikâye üzerinden bakalım: Yazılım sektörü. Sıfır noktasında yazılımcılar hepimizin “insana yakışır iş” rüyasını yaşıyordu. Yüksek maaşlar, istihdam güvencesi, zengin çalışan hakları. Sonra hikayenin kötüsü üretken yapay zekâ devreye girdi ve sektördeki görevleri ucuzlatmaya başladı. Yakın vadede aynı çıktı artık daha az insanla alınabilecek. Ancak bu şanslı bir azınlığın oluşacağı anlamına da gelmiyor. Bu az sayıdaki yazılımcının işi, eskisine göre çok daha güvencesiz olacak çünkü artık onların yeterliliklerine sahip ama iş arayan artık daha fazla insan olacak. Bu da işverenle müzakere güçlerini zayıflatacak. Böylece yazılım sektörü daha güvencesiz bir çalışma alanı haline geldi, geliyor.
Ne yapmalı?
Bu yazı “hangi meslek güvenli” sorusuyla başladı ama orada bitmeyecek. Çünkü bugün yaşadığımız şey bir kariyer planlama problemi değil. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan refah rejimleri çözülürken yerine gelen küresel politik ve ekonomik düzen hem emeği korumadı hem de kriz üretmeyi bir iş modeline çevirdi. Üretken yapay zekâ bu yapıya dışarıdan gelen nötr bir yenilik değil, içeriden çalışan bir hızlandırıcı. Krizi çözmeyecek, sistem değişmedikçe krizlerin hız kazanmasına neden olacak.
Bu nedenle güvenceyi bireysel beceri stratejilerinde aramak eksik bir yaklaşım. Beceriler kendi başına güvenlik üretmez; onları değerli ya da değersiz kılan ücret yapıları, teşvik sistemleri ve güç ilişkileridir. Güvenceyi yalnızca bireysel çevikliğe, sürekli yeniden beceri kazanmaya ve doğru anda doğru sektöre atlamaya bağlarsak, oyunu en hızlı koşanlar bile kaybedecek. Çünkü sermaye akışları, algoritmik yönetim biçimleri ve yatırım kararları çok daha hızlı dönüşüyor. Sorun adaptasyon kapasitesinden çok, bu dönüşümün hangi kurallar içinde gerçekleştiği.
Sonuç olarak böyle giderse geleceğin mesleklerinin güvenli olmayacağı açık. Bu yüzden artık tartışmayı güvenli toplumların nasıl inşa edileceğine dönüştürmek gerekiyor. Bireyler olarak teknoloji çağının en zayıf halkası olabiliriz ama doğru odaklarla kurduğumuz ağlar çok güçlü yapılar. Önümüzdeki dönemde asıl belirleyici olan, bireyler olarak daha iyi bir toplum için nasıl ağlar kurduğumuz, nasıl bilgi ürettiğimiz ve bu bilgiyi nasıl kolektif talebe dönüştürdüğümüz olacak. Bugünün yetişkin kuşağı olarak dijital işbirliği kültürünün ne olduğu çok iyi biliyoruz. Belki de şimdi mesele, o kültürü yalnızca açık kaynak kodlar paylaşmak için değil, yeni refah rejimlerini müzakere etmek, profesyoneller ağlar, uzman toplulukları kurmak için kullanabilmekte.
-Özgenur Korlu
Meraklıları için bu yazıya da temel oluşturan bir okuma listesi
Acemoglu & Autor (2011), Skills, Tasks and Technologies: Implications for Employment and Earnings https://economics.mit.edu/sites/default/files/publications/Skills%2C%20Tasks%20and%20Technologies%20-%20Implications%20for%20.pdf
Acemoglu & Restrepo (2019), Automation and New Tasks: How Technology Displaces and Reinstates Labor https://www.aeaweb.org/articles?id=10.1257%2Fjep.33.2.3
Acemoglu & Restrepo (2020), Robots and Jobs: Evidence from US Labor Markets https://www.journals.uchicago.edu/doi/abs/10.1086/705716
Brynjolfsson, & Raymond (2023), Generative AI at Work https://www.nber.org/papers/w31161
Karabarbounis & Neiman (2014), The Global Decline of the Labor Share https://www.nber.org/papers/w19136
Labatut (2023), Arsız Yeşillik https://www.canyayinlari.com/arsiz-yesillik-9789750759925?
McKinsey Global Institute (2024), A new future of work: The race to deploy AI and raise skills in Europe and beyond https://www.mckinsey.com/mgi/our-research/a-new-future-of-work-the-race-to-deploy-ai-and-raise-skills-in-europe-and-beyond#/
OECD (2025), Employment Outlook 2025 https://www.oecd.org/en/publications/oecd-employment-outlook-2025_194a947b-en.html



