Ferrari Luce: Hayalleri Yıkan Otomobil
Bu yazıyı konuk yazarımız, Bülent Zorlu kaleme aldı. Keyifli okumalar.
Konuk yazarımız Bülent Zorlu, tasarımın ardındaki stratejik kararları, mühendislik kısıtlarını ve marka iletişimini sorgulayan bir endüstriyel tasarımcıdır. Ürünlerin ve otomotiv dünyasının görsel dillerini analiz ederek, bir tasarımın başarısını sadece formunda değil, beklenti yönetiminde ve lansman süreçlerinde arar. Teknolojik dönüşümleri, tüketici psikolojisini ve markaların gelecek vizyonlarını bir araya getirerek ezber bozan perspektifler sunar.Ferrari’nin ilk elektrikli otomobilinin iç tasarımı hakkında daha önce yazmıştım. Tasarımı ne kadar yaratıcı bulduğumu anlatmış, henüz görmediğimiz dış tasarımını da merakla beklediğimi söylemiştim.
Sonunda Ferrari Luce’nin dış tasarımı ortaya çıktı. Tüm internet birleşti ve tek bir tepki verdi: hayal kırıklığı.
Karşımızda bir spor otomobil değil, neredeyse bir crossover var. Bir arabanın üstüne bindirilmiş ikinci bir kabuk gibi uçan bir form. Yatay yağmur silecekleri yerine dikey silecekler. İlk bakışta kimsenin ısınamadığı bir görünüm.
640 bin dolar civarındaen pahalı Ferrari için eleştiriler sert oldu. Tasarımı Jony Ive ve Marc Newson’ın LoveFrom firmasının yapması nedeniyle kimi insan arabayı Apple faresine benzetti. Kimi aynı mavi tonu yüzünden Nissan’ın ucuz elektrikli modeli Leaf’le kıyaslayarak dalga geçti. Beğenmeyenler, Ferrari ruhuna yakıştıramayanlar, hatta eski Ferrari yöneticileri arasında bile tasarımı eleştirenler oldu.
İşin ilginç tarafı şu: bu otomobili satın alacak parası olmayan milyonlarca insan da hayal kırıklığı yaşadı. Çünkü Ferrari çoğumuzun sahip olmayı hayal ettiğimiz bir bir otomobildi. Erişemeyeceğimiz arabanın fotoğrafını ekran arka planı yapmak, videolarını izleyip bir gün sahip olmayı düşlemek eğlencenin parçasıydı. Bu kez o eğlence de birçok insanın kursağında kaldı.
Bu bir fiyasko mu? Strateji mi? Tasarım başarısız mı? Hadi bu herkesin konuştuğu lansmana ve beğenmediği projeye birlikte bakalım. Hatta ilginç bir şey yapıpı bir proje beğenilmediğinde insanların başvurduğu bahaneleri tek tek bu tasarım vasıtası ile değerlendirelim.
Beğenilmeyen Proje Bahaneleri
Herkesin elinde bir fiyaskoya dair hazır bir bahaneler olur. Bunların ortak özelliği suçu başkası üzerine yıkmaları. Tasarımcıya, yönetime, kısıtlara, pazara, ya da dışarıdaki birine. Şimdiye kadar insanların neredeyse hepsini
Suç tasarımcının
Tasarımcı başaramadı. Belki eski zamanlarda, çok ünlü bir heykeltıraş, sipariş aldığı heykelin üstündeki örtüyü birden çekip, bitmiş eseri ilk defa sahibine gösterebilirdi. Amatasarım projeleri böyle ilerlemez. Tasarımcı prototipi kendisi üretip marka ile aynı anda basına tanıtmaz.
Bir projede bir çok aşama vardır. Bir ürün için önce eskizler, teknik çizimler, renderlar, üç boyutlu yazıcı maketleri, gerçek boyutta mock-uplar ve en sonunda prototipler yapılır. Her aşamada ekipler toplanıp inceler, tartışmalar yapılır, alternatifler elenir. Ortaya çıkan sonuç sadece tasarımcının tercihlerini değil yönetimin yönlendirmesi ve markanın stratejisi ile şekillenir.Ama markaya bir günah keçisi gerekiyorsa bu tasarımcı, grafik tasarımcı ya da ajans olur. Bu projede bu formdan tasarımcı kadar markanın da sorumlu olduğunu kabul etmek gerekir.
Tasarımcı yeteneksizdi. Belki başka ekiplerle çalıştığınızda bunu söyleyebilirsiniz. Ama bu ekip dünyanın en ünlü tasarımcısını içeriyor. Zaten iç tasarıma baktığımızda ekibin ne kadar becerikli olduğunu görüyoruz. Klasik anahtarın bir yuvaya girmek yerine düğmeye dönüşmesi, fiziksel kontrol elemanlarının korunması, üst üste binen iki OLED panelin arasına yerleştirilen gerçek fiziksel ibreler, bardak tutacağının bile alüminyumun olması. Detaylar çok ince işlenmiş ve düşünülmüş. İç mekanda Ferrari’nin atını dörtnala koşturan ekip, dış tasarıma geçtiğinde bir duvara toslamış gibi.
Tasarımcı deneyimsizdi. Ive öncelikle ürün tasarımcısı, araba tasarımcısı değil. Araba tasarımcıları kendilerini ayrı bir meslek olarak görür. Tam da bu yüzden iç mekanda, yani kullanıcının bir arayüz gibi etkileşime girdiği yerde, Ive harikalar yaratırken, dış formda aynı rahatlığı görmüyoruz. Yine de ekibi tamamen araba tasarımından kopuk saymak yanlış olur. Ive’ın ortağı Newson’ın daha önce konsept araba tasarlamışlığı vardı: 1999 tarihli Ford 021C.
Tasarımcı egosuna yenildi. Kendini tekrar etti. Bazen tasarımcılar bir forma bir projeye takılırlar. Hep aynısını farklı ürünlere uyarlarlar. Arabaya üstten baktığınızda Jony Ive’ın daha önce tasarladığı bilgisayar faresine benzerliği biraz fazla görünebilir. Alüminyum ve cam malzemenin bolluğu, formların sadeliği sanki bir Macbook tasarımını, kanatlar eski Mac Pro’nun tutacaklarını çağrıştırıyor. Ayırca Newson’nun geçen yüzyıldan kalan konsept arabasının ön kısmının Luce’nin arkasını andırması kapıların benzer şekilde açılması tesadüf müdür? Bilemiyorum. Ama hem Ive hem Newson birer Ferrari tutkunu. İsteseler klasik bir tasarımı da rahatlıkla yapabilirlerdi.
Suç süreçte ve yönetimde
Brief böyleydi. Tasarımcının kaçış cümlesi. “Siz böyle istediniz, biz debunu yaptık.” Sanki burada bir haklılık payı var. Bu otomobil markanın geçmiş hiçbir modeline benzemiyor. Böyle radikal bir kopuş ancak markanın isteği ile gerçekleştirilir. Ferrari’nin kendi iç ekibi yerine dışarıdan LoveFrom ile çalışılmasıda bunu destekliyor. Amaç geçmiş modellerin evrimini sürdürmek değil de, elektrikli modeller için sıfırdan bir görsel dil kurmak gibi. Yani sonuç, Ferrari’nin de klasik bir spor otomobil yerine başka bir şey istediğini gösteriyor.
Çok fazla aşçı vardı. Bir yemeğe herkes tuz atınca tat kaçar. Özellikle önemli projelerde,benim de katkım olsun diye düşünen yöneticilerin baskısı tasarımı gitmemesi gereken yollara çekebilir. Bu projede de birşeyler yanlış gitmişse şaşırmam. Ama kesin bilemeyiz.
Yanlış strateji. Yönetimin bu modeli Ferrari kimliğinden apayrı hale getirmek istemesi bir hata gibi okunabilir. Çünkü kitlenin tepkisi, hatta eski Ferrari yöneticilerinin açıklamaları bu yönde. Benzer söylemler SUV tarzındaki Purosangue modelinde de yaşandı. Purosangue modeline marka kimliğine ihanet diyenler vardı ama model en çok satan, insanların sırada beklemesine yol açan model oldu. Belki Luce için de aynı strateji izlemek istediler. Doğal olarak Ferrari elindeki tüm kartları açık oynamıyor. Bir yandan “Luce” İtalyanca ışık demek bu model Ferarri’nin gelecekteki yolunu aydınlatacak derken. Diğer yandan bu biraz kapsül bir proje diye nitelendiriyor.
Süreç uzadı, Şartlar değişti. 7 yıl önce başlayan ve o zamanlar çok önemli olan bu Ferarri’nin ilk elektrikli arabası aradan geçen zaman sonrası önemini kaybetti. Rakipler elektrikli araç üretmekten birer birer vazgeçti. Avrupa birliğine zorladığı regülasyonlar değişti. Sonuçta belki Ferrari’nin geleceği olacağı düşünülen bir proje artık kenara atıldı. Ama harcana para yüzünden farklı bir hedef kitleye yeni bir tasarım ekibi ile başka bir şekile dönüştürülüp, yeniden ambalajlanması gerekti. Kulağa inandırıcı geliyor.
Suç kısıtlarda
Bu bütçeye, bu kada kısa zamana ancak bu yapılabilirdi. Başka bir projede önce paraya ve takvime suç atılabilirdi. Fakat söz konusu Ferrari olunca bütçe dert değil. Proje yedi yıldır sürüyor, zaman kısalığı değil de sanki uzunluğu bir dert gibi gözüküyor.
Mühendislik dayattı. başka bir gerçeklik burada yatıyor olabilir. Yüksek performans ve uzun menzil hedefleniyorsa büyük bir batarya paketi şart. Batarya aracın tabanına yerleşiyor. Kapladığı hacim aracın yüksekliğini ve oranlarını doğrudan etkiliyor. Tasarımcı, içten yanmalı bir spor otomobile kıyasla daha hacimli, daha farklı oranlı bir araç çizmek zorunda kalıyor. Belli ölçüler, belli oranlar ve belli performans hedefleri zorunlu olunca bir süre sonra bütün elektrikli araçlar birbirine benzemeye başlıyor.
Ama bu bahane de sizi tam yanıltmasın. Bir telefon üreticisi olan Xiaomi, 70 bin dolara sattığı ve hızlanmasıyla Luce’yi bile geride bırakan SU7 Ultra ile çok daha heyacan uyandırıcı bir spor araç silüeti yakalayabiliyor. Ferrari’den de azından fotoğraf karesinde daha iyi duran bir dış form beklenirdi.
Suç pazarda ve kitlede
Hedef kitle yanlış. Ferrari kendi sadık müşterisine dokunmak istemedi. Açıkladığı hedef, alıcıların yüzde 80’inin markayla ilk kez tanışan kişilerden, yalnızca yüzde 20’sinin mevcut Ferrari sahiplerinden oluşması. Yani hedef kitle gerçekten de bizim beklediğimiz kitle değildi. Bu bir yanlış anlama değil, bir tercih. Öte yandan, kendini hedef kitle sayan insanların beklentisi farklıydı. Onlar Ferrari’den yine düşlerini süsleyecek bir araba bekliyordu, ortaya başka bir şey çıktı.
Kitle hazır değildi. “Ürün doğruydu, zamanlama yanlış.” Klasik bir savunma ama belki de doğru. Tasarımcı geleceğe doğru tasarlamış olabilir ve on yıl sonra her elektrikli otomobilde üst üste binen dış kabuklar, dikey silecekler görme ihtimalimiz yüksek. Üstelik hiçbirimiz kendi gözlerimizle görmedik belki de farklı renklerde ve tasarımı gördükçe içimize daha çok sinecek.
Suç gizli güçlerde
Sabote edildi. İçeride biri projenin başarısız olmasını istedi. Bu kadar büyük bir proje için komik bir iddia gibi duruyor. Ama şeytanın avukatlığını yapalım: Ferrari’nin kendi tasarım ekibinin son yıllarda pek beğenilmeyen işlere imza attığı söyleniyor ve bu projede dışarıdan gelen bir ekibe (adeta bir ceza gibi) ikinci plana itildiler. Bu durumda o ekip projenin başarılı olmasını ne kadar ister? Cevabını bilemeyiz.
Öte yandan Ferrari’nin bu projeyi özellikle başarısızlığa uğratmaya çalıştığını, bu sayede Avrupa Birliği regülasyonlarının iptal edilmesi için bahane olarak kullanacağını idda edenlerde var. Komplo teorisi arayınca bulmak kolay oluyor.
Basın yanlış yansıttı. Buna katılmıyorum, hatta tam tersini düşünüyorum. Ferrari’nin Roma’daki tanıtımı son derece ağır bir ambargoyla, sıkı kontrol altında yapıldı. Telefonlar toplandı, kameralar kapatıldı. Sadece Ferrari ekibinin kameraları kullanıldı. Nasıl bir görüntünün ne zaman çıkacağına Ferrari karar verdi. Yani basın bağımsız değildi, her kareyi marka belirledi. Üstelik arabayı çok da iyi durmayan o mavi tonda, belli açılardan göstermeyi Ferrari kendi seçti. Basın yanlış yansıtmadı. Ferrari ne göstermek istediyse onu gösterdi. Ve sorun da tam burada başlıyor: bu kadar kontrollü bir lansmanda kötü ilk izlenim de Ferrari’nin sorumluluğu.
Ferrari ne istedi
Belki bu bahanelerin hepsinde bir parça doğruluk var. Ama benim düşüncem şöyle. Bu modelin geliştirildiği 7 sene içerisinde öncelikler ve staratejiler değişti. Ama 60 patent üretilen ve mühendislik olarak çok başarılı bir projeyi çöpe atmadan kar etmek gerekiyordu. Bu yüzden Ferrari yönetimi içten yanmalı modellerinin satışını riske atmadan güvenli sularda ilerledi. Tamamen yeni bir müşteri kitlesine ulaşan, kendi içinde ayrı bir kategori kuran bir ürün yaratmaya çalıştı.
Belki de Apple’ın yıllarca üzerinde çalışıp sonra vazgeçtiği o araba projesini, Apple’ın tasarımcısına giderek ve oldukça pahalı bir biçimde piyasaya sürmek istediler.Açıktan olmasa da, üstü kapalı bir şekilde ürünü “Apple Car” diye teknloji tutkunlarına pazarlama fikri akıllarını çelmiş olabilir. Ama Ferrari, Apple değil. Apple’da tasarımve form uğruna imkansız mühendislik çözümleri göze alınır. Bu modelde ise mühendislik kısmı büyük ihtimalle dış tasarımdan önce bitmişti. Form, mühendisliğin bıraktığı boşluğa sıkışmak zorunda kaldı.Yıllarca Apple car üzerine çalışan Jony Iv Apple’ın dava açmayacağı bir form ve beğenmeyeceği bir form yarattı.
Yine de şunu eklemek lazım, bu arabanın üstünde Ferrari değil de Apple logosu olsaydı, bugün onu eleştirenlerin çoğu “sıradışı bir tasarım” diye yere göğe sığdıramazdı. Algıyı belirleyen, formun kendisinden çok hangi logoyu taşıdığı. Ferrari logosu beklentiyi tavana çıkardı, sonuç o beklentiyi karşılamayınca tepki sertleşti.
Bu otomobil bir yandan markanın geçmiş modellerini daha da arzu edilir kılıyor. İnsanlar yeni modeli tartışırken dönüp eskilere bakıyor ve “asıl Ferrari buydu” demeye başlıyor. Öte yandan Ferrari dünyasına girmek isteyen yeni müşterilere bir kapı açıyor. Ferrari’nin bazı özel modellerine erişmek için daha önce Ferrari sahibi olmuş olmanız gerekir. Ne kadar paranız olursa olsun, markayla geçmişiniz yoksa bazı otomobillere ulaşamazsınız. 640 bin dolarlık elektriklibu en pahalı Ferrari bir otomobilden çok bir üyelik kartıolabilir mi? Birçok alıcı için asıl değer bu araca sahip olmak değil, Ferrari ekosistemine girmek.
Asıl başarısızlık nerede
Bütün bunlar, ortaya Ferrari’yi kötü gösteren bir lansman çıktığı gerçeğini değiştirmiyor. Tasarım belki bir tercihti, belki de tüm bu bahanelerin birleşimi. Belki başka bir logo ile bu tasarım yere göğe sığdırılamayacaktı. Ama bu fiyat etiketi bu özellikler ve insanlarda büyük bir beklenti yaratıp o beklentiyi karşılayamamak. Bu aynı zamanda bir iletişim hatası gibi gözüküyor.
Kitlelerin bir tasarımı beğenmemesi başarısızlık anlamına gelmeyebilir. Sonuçta Ferrari 027’de üretilecek tüm Luce modellerini çoktan sattığnı açıkladı.
Zaman bize Luce’nin geleceğini ve Ferrari’nin stratejisinin başarılı olup olmadığını gösterecek.













