Silikon Vadisi’nin finansal illüzyonlarına alışığız ancak Elon Musk, xAI’ı SpaceX çatısı altına alarak “cepten cebe transfer” sanatında yeni bir zirve belirledi. Bu hamle sadece dünyanın en değerli özel şirketini yaratma girişimi değil; aynı zamanda yapay zekâyı bir yazılım meselesi olmaktan çıkarıp bize fiziksel altyapı krizini gösteren stratejik bir manevra. Çünkü gerçek şu: Dünyadaki enerji şebekeleri ve su kaynakları, yapay zekânın oburluğuna daha fazla dayanamayacak. İşte tam da bu noktada Musk, xAI’ı SpaceX’in uydularına monte ederek çözümü gökyüzünde arıyor.
SpaceX ve xAI Evliliği: Finansal Bir Akrobasi Gösterisi
Elon Musk’ın xAI’ı SpaceX bünyesine katması, kağıt üzerinde kusursuz bir “dikey entegrasyon” hikayesi sunuyor. Bu evlilik sayesinde xAI, hesaplama gücü açlığını gidermek için ihtiyaç duyduğu devasa altyapıyı SpaceX’in fırlatma kapasitesine bağımlı hale getirerek finansal bir kapalı döngü yaratıyor. Musk, xAI’ı bir startup gibi değil, SpaceX’in kargo kapasitesini dolduran ve aynı zamanda dünyadaki fiziksel kısıtlardan kaçış yolu arayan stratejik bir yük olarak konumlandırıyor. Bu birleşmenin ardındaki vizyon cesur: yapay zekâ modellerini bulut bilişimin ötesine, “yörünge bilişime” taşımak. Ancak bu finansal dans, bizi kaçınılmaz bir gerçekle yüzleştiriyor: Dünyanın fiziksel sınırları, yapay zekânın enerji ve su ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalıyor.
Veri Merkezlerinin “Sulu” ve “Pahalı” Dramı
Karasal veri merkezleri artık sürdürülebilir bir model değil. Dünyadaki veri merkezleri, Birleşik Krallık’tan %32 daha fazla elektrik tüketiyor. Yapay zekânın (AGI ve ötesi) bitmek bilmeyen iştahı, 5 GW’lık (tam teşekküllü bir nükleer santral ürettiğine denk) enerji kapasiteleri talep ediyor. Ayrıca susuzluk da kapımızda. Çünkü tipik bir Google veri merkezi günde yaklaşık 1.700 metreküp su harcıyor. Yani 3.000 hanenin günlük harcamasından daha fazla. Su kıtlığı çeken bölgeler için bu durum tam bir ekolojik felaket.
Ayrıca Goldman Sachs verilerine göre, yapay zekâ veri merkezlerinin 2030’da ABD enerji kullanımının %8’ini oluşturması bekleniyor. Şehir şebekelerini patlatma noktasına getiren bu tablo, teknoloji devlerini “alternatif aramaya” zorluyor. Uzay da en ciddi alternatif. Ancak bu, Elon Musk’ın “Kardashev II seviyesi medeniyet” gibi pazarlama odaklı büyük anlatılarının gölgesinde, sert fizik yasalarıyla çarpışmak üzere.
Kardashev Ölçeği, bir medeniyetin teknolojik gelişimini, kontrol edebildiği ve kullanabildiği toplam enerji miktarına göre sınıflandıran astrobiyolojik bir ölçü birimidir. Sovyet astronom Nikolai Kardashev tarafından 1964 yılında önerilen bu ilke, bir türün ne kadar “gelişmiş” olduğunu kültürel değil, tamamen termodinamik bir perspektiften ele alır. Kardashev’e göre, bilgi işleme kapasitesi ve teknolojik karmaşıklık doğrudan enerji tüketimiyle ilintilidir. Ölçek logaritmiktir ve orijinal haliyle üç ana seviyeye ayrılır:
Tip I: Gezegenine düşen tüm enerjiyi (yıldızından gelen ışık dahil) kullanabilen medeniyet.
Tip II: Yıldız sistemindeki tüm enerjiyi doğrudan kontrol edebilen medeniyet.
Tip III: Kendi galaksisinin tüm enerjisini hasat edebilen medeniyet.
İnsanlık şu an Tip I seviyesine bile ulaşamamış, yaklaşık 0,73 seviyesinde seyreden bir “Tip 0” medeniyetidir.
Uzayda YZ: Sonsuz Enerji ve Latency(Gecikme) Paradoksu
Uzay tabanlı veri merkezleri, dünyadan bağımsızlığı vaat ediyor. Burada söylenen avantajlar, Silikon Vadisi pazarlamacılarının ağzını sulandıracak cinsten. Mesela güneş enerjisi. Atmosfer engeli olmadan 7/24 kesintisiz ve sonsuz güneş ışığı. Ayrıca şunu da eklemek lazım: uzaydaki bir panel, dünyadakinden 8 kat daha verimli. Soğutma tarafında da uzay vakumu bedavaya kullanılabilir. Evet, uzay vakumu -270°C olabilir ama aynı zamanda mükemmel bir yalıtkandır. Isıyı atmak, sanıldığı gibi pek de “bedava” değil. Ciddi bir mühendislik gerektiriyor.
Gecikme meselesine gelecek olursak. Lazer tabanlı uydular arası bağlantılar fiberden daha hızlı. Ancak bir yer kullanıcısı için acı gerçek farklı: Yerden yörüngeye gidiş-dönüş süresi 60-190 ms arasında; bu da karasal bir veri merkezi ile karşılaştırınca (10-50 ms) çok daha kötü.
Gerçekleri Konuşalım
Fizik yasaları, Musk’tan daha inatçıdır. Uzayda veri merkezi kurmanın önünde iki dev bariyer var: Isı ve Radyasyon.
Soğutma Çıkmazı: Isı, vakumda sadece radyasyon yoluyla atılabilir. Stefan-Boltzmann yasasına göre, 2 MW’lık bir veri merkezinin ısısını tahliye etmek için yaklaşık 4.000 metrekarelik (bir futbol sahası kadar) radyatör paneli gerekir. Ayrıca, dünyada rack başına 100 kW’a kadar çıkan güç yoğunluğu, uzayda termal kısıtlar nedeniyle 10-20 kW ile sınırlı.
Radyasyonun İntikamı: HP’nin ISS testlerinde, hata düzeltme yazılımlarına rağmen SSD’lerin %45’i arızalandı. Kozmik ışınlar işlemcilerde “bit-flip” hatalarına yol açarak yapay zekâ modellerini saçmalatabilir.
Ekonomi Faktörü: Günümüzdeki fırlatma maliyetleri (Falcon 9 gibi sistemlerle) kilogram başına yaklaşık 1.500-3.000 dolar civarında. Bu seviyede bir maliyetle uzaya donanım göndermek, dünyada bir veri merkezi inşa etmekten 2,7 ila 4,4 kat daha pahalı. Bir uzay veri merkezinin ticari olarak dünyadaki tesislerle başa baş rekabet edebilmesi için maliyetlerin kilogram başına 100 dolar seviyesinin altına inmesi gerekmekte.
Ne Zaman Taşınıyoruz?
Aslında yarış çoktan başladı. Starcloud (Nvidia destekli), Aralık 2025’te uzayda ilk yapay zekâ modelini eğittiğini iddia ederek işaret fişeğini ateşledi. Starcloud’un Lumen-1 platformu, Nvidia GPU’larını kullanarak dünya için üretilmiş bu donanımla hayatta kalabileceğini kanıtlamaya çalışıyor.
2027’de Google, Project Suncatcher ile TPU’lu uyduları fırlatmayı planlıyor. Böylece gerçek anlamda ufak da olsa veri merkezlerini uzayda görmüş olacağız. Ama asıl büyük gelişimi 2035’ten sonra kilogram başına maliyetlerin 50 doların altına inmesiyle yaşayabiliriz.
Çin de boş durmuyor elbette. Three-Body projesiyle 2.800 uyduluk bir ağ kurarak saniyede 1 kentilyon işlem yapabilen dağıtık bir süper bilgisayar hedefliyor.
Faturalara Elveda
Uzayda yapay zekâ eğitimi bir lüks değil, dünyadaki kısıtlamalar nedeniyle bir zorunluluk haline geliyor. Fizik yasalarıyla finansal hırsların çarpıştığı bu yeni sınırda eğer insanoğlu bunu da becerebilirse, yer çekimine, elektrik ve su faturalarına veda edebiliriz. Durun, hemen heyecanlanmayın. Bu veda sadece veri merkezleri için. Ama bu yapay zekâ canımızı çok sıkarsa fişini nasıl çekeceğiz?
Kaynaklar:
Royal Examiner - “Data Centers in Space: The Pros and the Cons”https://royalexaminer.com/data-centers-in-space-the-pros-and-the-cons/
Space Solar - “Harnessing the Sun’s Energy in Space for the Benefits of an AI-Enabled Future”https://www.spacesolar.co.uk/harnessing-the-suns-energy-in-space-for-the-benefits-of-an-ai-enabled-future/
BBC News - “The Plan to Build Data Centres in Space”https://www.bbc.com/news/articles/cyv5l24mrjmo
Axiom Space - “Axiom Space & Spacebilt Announce Orbital Data Center Node”https://www.axiomspace.com/release/axiom-space-spacebilt-announce-orbital-data-center-node
Google Research - “Exploring a Space-Based Scalable AI Infrastructure System Design”https://research.google/blog/exploring-a-space-based-scalable-ai-infrastructure-system-design/
Hello Future (Orange Innovation) - “Lower Emissions and Reinforced Digital Sovereignty: The Plan for Datacentres in Space”https://hellofuture.orange.com/en/lower-emissions-and-reinforced-digital-sovereignty-the-plan-for-datacentres-in-space/



Çin fişini çekecek teknolojiyi hazırda bekletiyor gibi 🧐
https://interestingengineering.com/space/china-microwave-weapon-fry-satellites