Her Şeyin Doğduğu Laboratuvar: Bell Labs
Asıl kaybettiğimiz icatlar değil, onları üreten model
Aylardır yapay zekâ yazıyorum. Bu haftanın yazısını düşünürken biraz nefes almak istedim. Hep bugünü ve yarını konuşuyoruz; bir kez de geriye dönüp bu işlerin köklerine inmenin faydalı olacağını düşündüm. Ve o köklerin neredeyse tamamı, şaşırtıcı biçimde tek bir kurumun çatısı altında şekillendi.
Muhtemelen bu satırları okuduğunuz cihazdaki çip, onu çalıştıran işletim sisteminin atası, cihazınızı ağa bağlayan matematiksel temel ve sinyali gürültüden ayıran teori. Hepsi aynı yerden çıktı. Aklınıza önce Silikon Vadisi gelmiş olabilir ama değil, bir tekelin geliriyle finanse edilen tek bir araştırma laboratuvarı: Bell Labs.
Sabırlı Para Modeli
Bell Labs, 1925’te AT&T’nin araştırma kolu olarak kuruldu. Onu benzersiz kılan yalnızca bütçesi değildi. AT&T bir tekeldi ve bu tekelin istikrarlı geliri, sonucu yıllarca hatta on yıllarca sürebilecek araştırmalara sabırla para akıtmayı mümkün kılıyordu. Yönetici Mervin Kelly’nin kurduğu model basit ama radikaldi: en iyi fizikçileri, matematikçileri ve mühendisleri aynı çatı altında topla, onlara takvim baskılı hedefler dayatma ve farklı disiplinlerin birbiriyle sürekli iletişim halinde olmasına izin ver. Murray Hill’deki ana bina bile bunun için tasarlanmıştı. Uzun koridorlar, bir araştırmacıyı odasından çıkıp başka alanlardan insanlarla karşılaşmaya adeta zorluyordu.
Bu kültürün belki en çarpıcı yanı, başarısızlığa tanınan alandı. Bir araştırmacının yıllarını verip elle tutulur bir sonuç çıkaramaması kovulma sebebi değildi. Bu özgürlük bir lüks değil, modelin ta kendisiydi. Çünkü gerçekten yeni olan hiçbir şey önceden çizilmiş bir takvime sığmaz. Aynı binada bir matematikçinin bir kimyagerle ya da bir mühendisle öğle yemeğinde sohbet etmesi, çoğu zaman bir bütçe kaleminden daha verimliydi. Bilgi hiyerarşi yoluyla değil, tartışma yoluyla üretiliyordu.
Transistörden Unix’e
Sonuç, teknoloji tarihinin gördüğü en yoğun buluş serisi oldu. 1947’de John Bardeen, Walter Brattain ve William Shockley transistörü icat etti. Bugün dünyadaki her bilgisayarın, her telefonun ve her veri merkezinin temel taşı. Bir yıl sonra Shannon, bilgi kuramını kuran makalesini yayımladı ve “bit” kavramını dünyaya tanıttı. Bir mesajın gürültülü bir kanaldan hatasız nasıl iletilebileceğini matematiksel olarak ilk kez o tarif etti. Bugün attığınız her mesajın, izlediğiniz her videonun altında bu kuram var. 1960’ların sonunda Ken Thompson ve Dennis Ritchie, Unix işletim sistemini ve C programlama dilini geliştirdi. Linux, macOS, Android ve neredeyse tüm bulut altyapısının atası bu işletim sistemi. Listeye lazer, güneş pili, CCD görüntü sensörü, iletişim uyduları ve hücresel telefon fikrini de eklemem lazım.
Faturayı Kim Ödedi?
Bunlar abartılı pazarlama cümleleri değil. Bell Labs, 10 Nobel ödüllü bir Ar-Ge laboratuvarı. Kurumun ürettiği değer, kendi ticari hedeflerinin çok ötesine taşıyordu. Bu noktada şirketin sahiplik yapısına da bakmak gerekir, çünkü Bell Labs’i finanse eden para birkaç patronun cebinden çıkmıyordu. AT&T halka açıktı ve hisseleri geniş bir tabana yayılmıştı. Milyonlarca küçük yatırımcının güvendiği bir yatırım aracıydı. Peki hissedarlar neden daha fazla kâr yerine araştırmaya razıydı? Çünkü 1934 tarihli Communications Act sonrasında devlet AT&T’nin getiri oranını sabitlemişti. Şirket fazla kâr ederse düzenleyici telefon tarifelerini düşürüyordu; araştırmaya gitmeyen para hissedara değil tarife indirimine gidiyordu. Yani temel araştırma fiilen telefon abonelerinin faturasından, sistemin yapısına gömülü bir mekanizmayla finanse ediliyordu. Tüm Bell Sistemi’nde Ar-Ge’nin ciroya oranı yüzde 2-3’ü geçmiyordu ama bu küçük dilim on yıllarca kesintisiz ve sorgusuz aktı. Halka geniş ölçüde açık, sıkı denetlenen ve karşılığında belirli ayrıcalıklar tanınan bir yapının topluma neler kazandırabileceğinin belki de en iyi örneği budur.
Motor Neden Durdu?
Peki bu olağanüstü motor neden durdu? Cevap, onu var eden şeyin ta kendisinde saklı. 1984’te ABD, AT&T tekelini parçaladı. Tekel bitince bu çalışmaları mümkün kılan sabırlı sermaye de gitti. Rekabet tüketiciye ucuz telefon getirdi ama bu çok önemli araştırmaların faturasını ödeyecek kurumu ortadan kaldırdı. Bell Labs önce 1996’da Lucent’e, sonra 2006’da Alcatel-Lucent’e bağlandı ve 2016’dan bu yana Nokia çatısı altında. Nokia Bell Labs bugün de değerli işler üretiyor ama o eski ölçekli, sabırlı ve sonucu önceden sormayan temel araştırma modeli geride kaldı.
Bugün benzer bir şey kurmak neden bu kadar zor? Çünkü Bell Labs aslında bir toplumsal anlaşmanın ürünüydü. Toplum tekele göz yumdu, tekel de bu rahatlığı bilime aktardı. O anlaşma artık yok. Modern teknoloji devlerinin de güçlü araştırma laboratuvarları var ama çoğu bir sonraki ürüne, bir sonraki çeyreğe ya da hisse fiyatına bağlı. Cevabı yirmi yıl sonra gelecek bir soruya bugün kaç şirket sabırla yatırım yapar?
Ya Hiç Var Olmasaydı?
Ya Bell Labs hiç var olmasaydı? Dürüstçe şunu diyebilirim: Transistör de bilgi kuramı da er ya da geç başka bir yerde keşfedilirdi. Bilim hiçbir zaman tek bir kuruma bağlı kalmamıştır. Ama mesele tek tek icatlar değil. Asıl mesele, o icatları arka arkaya üretebilen modelin kendisi. Bugün yapay zekâ yarışında gördüğümüz coşkunun büyük bölümü, on yıllar önce ekilmiş tohumların hasadı. O tohumları eken kurum ise kısa vadeli getiri baskısı olmadan, cevabı belki hiç gelmeyecek sorulara yıllarca cevap arayabilen bir kurumdu. Sanırım en büyük kaybımız o icatlar değil. Artık nasıl kurulacağını unuttuğumuz o laboratuvarın kendisi.
Bu konu da daha fazla okuma yapmak isteyenler için Türkçe çevirisi bulunan birkaç kitap önerebilirim. Bu yazıyı hazırlarken benim de faydalandığım ilk kaynak, Jon Gertner’ın Fikir Fabrikası: Bell Laboratuvarları ve Amerikan Yenilikçiliği’nin Altın Çağı kitabı (Modus Kitap). Bell Labs’in en kapsamlı tarihi; Kelly, Shockley ve Shannon gibi isimlerin hikayesini kurumun iç işleyişiyle birlikte anlatıyor. Bilgi kuramının ve “bit” kavramının serüvenini merak edenler için James Gleick’in Enformasyon: Bir Tarih Bir Kuram Bir Tufan kitabı (Optimist Yayınları) Shannon’ın çalışmasını çok daha geniş bir tarihsel çerçeveye oturtuyor. Dijital çağın genel resmini görmek isteyenler içinse Walter Isaacson’ın Geleceği Keşfedenler kitabı (Domingo Yayınevi), Ada Lovelace’tan günümüze uzanan hikayede Bell Labs de önemli bir yer kaplıyor.


