İnternet Platformları Hayatımızı Nasıl Mahvediyor?
Bu yazıyı konuk yazarımız, Bülent Zorlu kaleme aldı. Keyifli okumalar.
Konuk yazarımız Bülent Zorlu, tasarımın markaları yükseltebileceğine ya da zayıflatabileceğine inanan bir endüstriyel tasarımcıdır. Miro Expo çatısı altında Avrupa ve ABD’de deneyim odaklı sergileme alanları tasarlar. Teknoloji, strateji ve insan psikolojisini bir araya getirerek fiziksel mekanları marka anlatılarına dönüştürür.Enshittification tanımını hiç duydunuz mu? Ben duymamıştım. Ama daha iyi olması gereken ve on yıllardır kullandığım internet platformlarının ve uygulamalarının daha kötüye gittiğini fark ettim. İşte o zaman bunu tek yaşayan ben olamam diye düşündüm ve araştırdım. Sonuç beni “içine etmek” ya da nazikçe “platform çürümesi” diyebileceğimiz bu kavrama getirdi. Aslında hayatımızda devamlı kullandığımız, kullanmaktan vazgeçemediğimiz internet platformlarının para kazanma odaklı hayatımızı sömürme stratejisini ifade ediyor.
Kanadalı yazar, aktivist ve teknoloji eleştirmeni Cory Doctorow, 2022 yılında ortaya çıkarıyor bu kelimeyi. Bu terim American Dialect Society tarafından 2023 yılının kelimesi seçiliyor. Doctorow, 2025’te Enshittification: Why Everything Suddenly Got Worse and What to Do About It adlı kitabını yayımladı. Bu konuda internet üzerinden izleyebileceğiniz aydınlanmanızı sağlayan konuşmalar yapıyor. Kitabı okuduktan sonra sorunun aslında tahmin edilenden de korkunç olduğunu ve internetle hiçbir işi olmayan sıradan insanları bile ilgilendirdiğini söyleyebilirim.
Doctorow’a göre enshittification üç aşamalı bir süreç.
Birinci Aşama: Cennet Bahçesi
İlk aşamada platformlar kullanıcılara adeta bir cennet bahçesi sunuyor. Özellikle internetin ilk yıllarında ortaya çıkan yenilikleri hatırlayın. SMS’e para vermeden bedava iletişim kurabildiğiniz internet mesajlaşma platformu, etrafınızdaki tüm restoranları listeleyen ve bedava sipariş verebildiğiniz yemek platformu ve tüm arkadaşlarınıza ulaşabildiğiniz sosyal medya ağları.
Bütün bunların hepsi ilk başta “Bak böyle bir site buldum, inanılmaz!” diye çoğu arkadaşınıza heyecanla anlattığınız, yaşadığınız müthiş deneyimi öve öve bitiremediğiniz ve tüm arkadaşlarınızı sistemin içerisine dahil etmek istediğiniz yapılar.
Bu kulaktan kulağa yayılma herkesin bu platformlara hücum etmesini sağlıyor. Hatta WhatsApp gibi platformlar artık bir seçenek olmaktan çıkıp bir altyapı haline dönüşüyor. Doctorow’a göre bu “ağ etkisi” (network effect) yaratıyor. Bu olgu sayesinde WhatsApp’ı bırakıp bütün herkesle birlikte Signal’e geçemiyorsunuz. Çünkü bütün tanıdıklarınız ve bütün arkadaşlarınız aslında WhatsApp’ta.
Diğer bir engel de çıkış bedelinin yüksek olması sosyal medya platformunu bırakamıyorsunuz çünkü bu, kişisel anılarınızı kaybetmek anlamına geliyor. Ve bu bedeli ödememek için mahkum müşteri haline geliyorsunuz.
İkinci Aşama: Ticari Müşterilere Açılış
İkinci aşamada, platform ticari müşterilere açılıp para kazanmaya başlıyor. Kullanıcıların platforma kitlenmesinden sonra bedava olan uygulama birden bire reklam içermeye başlıyor. Sosyal medya akışı giderek daha fazla sponsorlu içerikle dolmaya başlar.
The Facebook’un ilk çıktığında “Biz sizi Myspace gibi gözetlemeyeceğiz” demesini hatırlıyor musunuz? Bu söylem şu anda kulağa ne kadar komik geliyor değil mi? Fakat günümüzde tüm sosyal medya platformları nelerden hoşlanıyorsunuz, nereye bakıyorsunuz, ne kadar bakıyorsunuz bütün bu verileri reklamcılara ve ticari firmalara satıyor.
Bu aşamada platform, daha önce kullanıcı çekmek için harcadığı yatırımı geri kazanmaya ve kar etmeye başlar. E-ticaret siteleri de benzer şekilde sizi kendilerine kilitlemek için bedava kargo karşılığında aylık üyelik ücretleri istemeye başlar ve bu da sizi sürekli o platformdan alışveriş etmeye teşvik eder. Tedarikçiler ve satıcılar da o kadar çok müşteriye ulaşabilmek amacıyla bu sosyal medya platformlarına, e-ticaret sitelerine, yemek platformlarına akın eder. Böylece daha fazla insan, daha fazla ticari şirket bu platformları kullanmaya başlar.
Üçüncü Aşama: Cehennemin Kapıları Açılıyor
Bu en agresif aşamada platform hem kullanıcıları hem de ticari müşterileri sıkıştırarak tüm değeri kendine ve hissedarlarına aktarmaya başlar.
Mesela yemek sipariş uygulaması restorandan yüksek oranlarda komisyon almakla yetinmez, müşteriden de artık komisyon almaya başlar. Hatta yemeği daha hızlı istiyorsanız hızlı teslimat bedeli talep eder. Taksi uygulamaları yoğun saatlerde dinamik fiyatlandırma (surge pricing) yapmaya başlar. Hatta Uber’in eski ekonomi araştırmaları direktörü Keith Chen, 2016’da NPR’a verdiği röportajda şirketin kullanıcıların telefon şarj seviyesine erişebildiğini ve düşük şarjlı kullanıcıların yüksek fiyatları kabul etme olasılığının daha fazla olduğunu açıkça belirtmişti. Uber bu bilgiyi fiyatlandırmada kullandığını resmi olarak reddediyor, ancak uygulamanın telefonunuzun şarj durumuna eriştiği bir gerçek.
Benzer şekilde mükemmel sonuçlarıyla kalbinizi kazanan arama motoru artık işini daha kötü yapmaya başlayınca sizin daha fazla reklama tıkladığınızı fark eder. Bu yüzden arama sonuçlarının içine eder. Ya da kendi şirketinizin ismini aradığınızda bile rakip bir şirketin reklamı, ilk sonuç olarak karşınıza çıkabilir. Bunu değiştirmek için kendi isminize reklam vermek zorunda kalırsınız.
Pazar yeri platformlarında satıcıysanız durumu çok iyi bilirsiniz. Platform size dayattığı komisyonlar ve kurallar öyle bir noktaya gelir ki kendi bağımsız sitenizde bile pazar yerindeki fiyattan daha ucuza satamazsınız. Platform sözleşmesi buna izin vermez. Ve bu fazladan maliyetler doğal olarak o platformu kullanmayanlara bile yansır.
Eğer şansız bir üretici iseniz ve mesela çok kar ettiren bir ürününüz varsa, bu pazar yeri sizin ürününüzün aynısını daha ucuza imal ettirebilir. Üstelik sizin potansiyel müşterilerinizin karşısına aramalarda en öne kendi ürününü müthiş yorumlarla süsleyerek çıkarabilir. Birden çok karlı işiniz ürün satamaz hale gelebilir.
(Peak Design vs Amazon Basics)
Platformlar, sistemin parametrelerini kar marjını milimetre milimetre artırmak için sürekli değiştiriyor. Her seferinde küçücük bir kötüleşme tek başına fark edilmesi zor ama birikince devasa bir bozulmaya dönüşüyor.
Yapay Zeka: Platform Çürümesinin Yeni Cephesi
Yapay zeka ile üretilen düşük kaliteli içerikler sosyal medyayı ve interneti istila etti. Facebook’ta gördüğünüz o garip yapay zeka görselleri, Spotify’da gerçek müzisyenlerin yerine geçen yapay zeka şarkıları, Amazon’da gerçek yazarların kitaplarını taklit eden yapay zeka kitapları bunun örnekleri. Deezer adlı müzik platformu, kendisine yüklenen müziklerin yüzde 28’inin tamamen yapay zeka tarafından üretildiğini açıkladı.
Üstelik Google, Meta, Microsoft, Apple gibi şirketler yapay zeka özelliklerini mevcut ürünlerine zorla ekliyorlar. İsteseniz de istemeseniz de. WhatsApp’ı açtığınızda “Meta AI’a sor” düğmesi çıkıyor. Google arama sonuçlarının başına yapay zeka özetleri yerleştiriyor ve bu özetler yanlış bilgi verebiliyor. Bu arada insanları gerçek web sitelerine yönlendirmeyi de azaltıyor, yani içerik üreticilerinin gelirleri düşüyor.
İşin en tehlikeli kısmı, yapay zeka şirketleri şu an para kazanamıyor. Bu hizmetleri sürdürmek inanılmaz pahalı ve gelirler giderleri karşılamıyor. Yani er ya da geç bu hizmetlere de reklam girecek, fiyatlar artacak veya toplanan veriler reklam için kullanılacak. Meta zaten yapay zeka sohbetlerinden topladığı verileri hedefli reklamcılık için kullanacağını duyurdu. OpenAI da ChatGPT’ye reklam getireceğini açıkladı.
Peki ya siz eleman sayınızı yapay zeka sayesinde azalttığınızda hatta verimliği arttırdığınızda bunun sonucunda kalifiye elemen yetişmediğinde ne olacak? Bu firmalar sizden daha fazla para istemeyecek mi? Hatta tüm işi biz yapıyoruz. Bize kar ortaklığı ver derlerse reddedebilecek misiniz?
Şu anda gelecekte tek kişilik yapay zeka ile çalışan milyar dolarlık şirketler olacak diye konuşuyoruz. Peki bu şirketler tek tuşla taklit edilemeyecek mi?
Peki Ne Yapmalı?
İnternetin dev platformları kendileri ve hissedarları için daha karlı hale gelmeye çalışırken bizim deneyimimiz sistematik olarak bozuluyor. Peki bu duruma karşı ne yapabiliriz?
İşin zorlu olan kısmı burada başlıyor. Öncelikle bu sürecin farkına varmak gerekiyor.
Norveç Tüketici Konseyi (Forbrukerrådet), Şubat 2026’da “Breaking Free: Pathways to a Fair Technological Future” başlıklı kapsamlı bir rapor yayımladı.
https://www.forbrukerradet.no/breakingfree
Rapor, enshittification kavramını tüketici hakları perspektifinden ele alıyor ve somut politika önerileri sunuyor. Konsey, “Başka bir internet mümkün” diyerek mevcut durumun kaçınılmaz olmadığını vurguluyor.
Duvarları yıkmak. Bugün büyük teknoloji şirketleri kullanıcıları kendi bahçelerinin içine hapsediyor. Dışarı çıkamazsınız çünkü verilerinizi, arkadaş listenizi, içeriklerinizi taşıyamazsınız. Rakip şirketler de içeri giremez çünkü bu devler kapıları kapalı tutuyor. Raporun ilk ve en önemli önerisi bu duvarları yıkmak. Nasıl bir Gmail kullanıcısı bir Outlook kullanıcısına sorunsuz e-posta atabiliyorsa, nasıl farklı telefon operatörlerinin müşterileri birbirini arayabiliyorsa, sosyal medya ve mesajlaşma platformları da birbirleriyle konuşabilmeli. Buna “birlikte çalışabilirlik” (interoperability) deniyor.
Bunun yanında “veri taşınabilirliği” de şart. Yani bir platformdan ayrılırken fotoğraflarınızı, mesajlarınızı, çalma listelerinizi, arkadaş listenizi yeni platforma taşıyabilmeniz lazım. Bu olmadan platform değiştirmek çok zor çünkü yılların birikimini geride bırakmak kimse istemiyor.
Bir de “merkeziyetsizlik” var. Bugün tek bir kişi veya şirket bir platformun tüm kurallarını belirliyor. Elon Musk Twitter’ı satın aldığında neler olduğunu hepimiz gördük. Merkeziyetsiz yapılarda ise böyle bir tek adam riski yok.
Büyük teknoloji şirketlerine bağımlılığı azaltmak. Bu sadece duvarları yıkmakla olmuyor. Alternatif hizmetlerin de ayağa kalkabilmesi için destek gerekiyor. Küçük şirketler ve açık kaynak projeleri genellikle çok kısıtlı kaynaklarla çalışıyor. Büyük teknoloji şirketleri ise milyarları harcayabiliyor. Bu eşitsizliği dengelemek için devletlerin açık kaynak yazılım projelerini fonlaması gerekiyor.
Mevcut yasaları uygulamak. Raporun belki de en çarpıcı tespiti şu: Sorun yasa eksikliği değil, yasaların uygulanmaması. Avrupa’da GDPR, Dijital Pazarlar Yasası, Dijital Hizmetler Yasası, Haksız Ticari Uygulamalar Direktifi gibi düzenlemeler var. Ama büyük teknoloji şirketleri bu yasaları çiğnemeyi “iş yapmanın maliyeti” olarak görüyor. Çünkü kesilen cezalar bu şirketler için cep harçlığı niteliğinde. Proton şirketinin deyimiyle, cezalar “kötü uygulamaya devam edebilmek için ödenen lisans bedeli” gibi.
Rekabet otoritelerinin şirket satın almalarını da çok daha sıkı denetlemesi gerekiyor. Google bugüne kadar 6000’den fazla şirketi satın almış, desteklemiş veya yatırım yapmış. 2015 ile 2021 arasında büyük teknoloji şirketlerinin satın aldığı 300 şirketin yüzde 64’ünün ürün ve hizmetleri kapatılmış. Yani satın almalar çoğu zaman rakibi ortadan kaldırmak için yapılıyor, yeniliği ilerletmek için değil.
Peki Bireyler Ne Yapabilir?
Tüm bunlar büyük yapısal çözümler gerektiriyor, doğru. Ama bireyler olarak da yapabileceğimiz şeyler var:
Farkındalık kazanmak işin başlangıcı. Bu yazıyı okuduysanız zaten ilk adımı attınız. Etrafınızdaki insanlarla bu konuyu konuşun. Bir platform kötüleştiğinde bunun tesadüf değil bilinçli bir tercih olduğunu bilin. Kendi tüketicilerinizi bilinçlendirin.
Mümkün olduğunda alternatif hizmetlere geçmeyi deneyin. Her bir kullanıcı ağ etkisini bu alternatifler lehine güçlendiriyor.
Veri taşınabilirliği haklarınızı kullanın. Bu bir miktar numara taşımaya benziyor. Avrupa’da yaşıyorsanız GDPR size verilerinizi indirme ve taşıma hakkı veriyor. Bu hakkı kullanmak hem size esneklik sağlıyor hem de platformlara “beni kaybedebilirsiniz” mesajı veriyor.
Tüketici örgütlerini ve dijital haklar kuruluşlarını destekleyin.
Son olarak bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor: Birçok kritik dijital alanda (arama motorları, sosyal medya, e-ticaret, mesajlaşma, bulut hizmetleri) bir elin parmaklarını geçmeyen sayıda şirket piyasaya hakim. Ve bu yapı, tüketicilerin seçim özgürlüğünü fiilen ortadan kaldırıyor. Bir platform kötüleştiğinde gidecek gerçek bir alternatifimiz olmuyor ve bu şirketler bunun çok farkında.
Ama bu gidişat kaçınılmaz değil. Değişim önce farkındalıkla başlıyor, sonra bu farkındalığı somut taleplere dönüştürmekle devam ediyor. Norveç örneği bize gösteriyor ki tüketici baskısı, düzenleyici müdahale ve uluslararası iş birliği ile bu gidişatı tersine çevirmek mümkün.
Kaynakça
Cory Doctorow, Enshittification: Why Everything Suddenly Got Worse and What to Do About It, Farrar, Straus and Giroux, 2025.
Norveç Tüketici Konseyi (Forbrukerrådet), “Breaking Free: Pathways to a Fair Technological Future”, Şubat 2026. https://www.forbrukerradet.no/breakingfree
Cory Doctorow, “The ‘enshittification’ of TikTok”, Wired, 2023. https://www.wired.com/story/tiktok-platforms-cory-doctorow/
“Enshittification”, Merriam-Webster. https://www.merriam-webster.com/slang/enshittification
Keith Chen röportajı (Uber ve telefon şarj seviyesi), NPR, 2016. https://www.npr.org/2016/05/17/478266839/this-is-your-brain-on-uber
Aditya Kalra ve Steve Stecklow, “Amazon copied products and rigged search results to promote its own brands, documents show”, Reuters, 2021. https://www.reuters.com/investigates/special-report/amazon-india-rigging/
Jeff Horwitz, “Meta is earning a fortune on a deluge of fraudulent ads, documents show”, Reuters, 2025. https://www.reuters.com/investigations/meta-is-earning-fortune-deluge-fraudulent-ads-documents-show-2025-11-06/
Deezer, “28% of all music delivered to streaming is now fully AI-generated”, 2025. https://newsroom-deezer.com/2025/09/28-fully-ai-generated-music/
axwell Zeff, “Meta plans to sell targeted ads based on data in your AI chats”, TechCrunch, 2025. https://techcrunch.com/2025/10/01/meta-plans-to-sell-targeted-ads-based-on-data-in-your-ai-chats/
Athena Chapekis ve Anna Lieb, “Google users are less likely to click on links when an AI summary appears in the results”, Pew Research Center, 2025. https://www.pewresearch.org/short-reads/2025/07/22/google-users-are-less-likely-to-click-on-links-when-an-ai-summary-appears-in-the-results/
Cory Doctorow, “Adversarial interoperability”, Electronic Frontier Foundation, 2019. https://www.eff.org/deeplinks/2019/10/adversarial-interoperability










