Kimlikleri Görelim Gençler!
Bu yazı 03 Nisan 2026 tarihinde yapılan Sosyal Medya Düzenlemesi açıklamaları üzerine, o açıklamalardaki bilgilere göre yazılmıştır.
İnsan sosyal medyada iki şeyi aynı anda istiyor: görünmek ve seçebilmek. Görünmek istediğinde gerçek adıyla var olmak istiyor; ama seçmek istediğinde, ne zaman ne göreceğini ve nasıl görüneceğini kontrol etmek istiyor (bu ikisi için de para ödüyor hatta). Özellikle dezavantajlı gruplar hukuksuzlukla mücadele ederken ya da seslerini duyurmak istediklerinde yüzleri tanınmadan görünür olmak yani anonim kalmak istiyorlar.
Çünkü bazen anonimlik tek güvenli konuşma zemini.
Bunların karşılığında da anonim hesaplardan küfür edilmesi ve dezenformasyon yapılması var.
Çocukları oyun platformları ve sosyal medyanın zararlarına karşı korumak söylemiyle başladığımız “Sosyal Medya Düzenlemesi” süreci bütün bu anonim seslerin susturulacağı bir kimlik doğrulama sürecine evrildi.
Yani 3 ay içinde sosyal medyaya kimlik verilerimizle gireceğiz. Önden konumumu belli etmek isterim, açıklandığı şekliyle bu yasa bir sansür yasasıdır benim için.
Fakat.
Sosyal medya platformlarınının algoritmalarla dikkatimizi esir almasına karşıyım. Çocuklarımızı bu algoritmaların eline, bir diğer tabirle teknoligarklara teslim etmeyi ihmal olarak görüyorum. Çünkü ben de bu sistemin içindeyim ve bu sistemin bir parçası olarak para kazanıyorum. Müşterilerimin hesaplarını yönetiyorum, içerik üretiyorum, dijital stratejiler yazıyorum. Ama bugün Adalet Bakanı Akın Gürlek konuşurken sadece strateji insanı olarak dinleyemedim. Çünkü istediğimi söyleyen bir sesim de vardı. O sesin artık nereye sığacağını bilmiyorum.
Dünyada Yaş Doğrulama Modelleri
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bugün yaptığı açıklama, hem içerik hem zamanlama itibarıyla önemli bir kırılma noktasını işaret ediyor. Ancak bu kırılmayı doğru okuyabilmek için önce dünyanın bu meselenin neresinde durduğuna bakmak gerekiyor. Sosyal medya kimlik ve yaş doğrulaması, 2024-2026 arasında küresel ölçekte hızlanan bir yasama dalgasına sahne oldu. Üç model öne çıkıyor: platformu yükümlü kılan Avustralya modeli, düzenleyici otoriteye dayanan İngiltere modeli ve ulusal kimlik altyapısını doğrudan araçsallaştıran Malezya modeli. (Yazıyı uzatmamak adına bu konuda hazırlık yapan İspanya, İtalya ve Almanya’yı almadım ama hepsinin biyometrik verileri şirketlerden korumakla ilgili endişeleri olduğunu belirteyim.)
Avustralya’da Yük Platformlarda
Avustralya parlamentosu, Online Safety Amendment (Social Media Minimum Age) Act 2024’ü Kasım 2024’te kabul etti. Bu yasa, türünün dünyada ilki olma özelliğini taşıyor. 10 Aralık 2025 itibarıyla yürürlüğe girerek sosyal medya platformlarının 16 yaş altı kullanıcıların hesap oluşturmasını ve mevcut hesaplarını sürdürmesini engellemek için ‘makul adımlar’ atmasını zorunlu kıldı. TikTok, Instagram, Snapchat, YouTube, X, Facebook, Reddit, Twitch, Threads ve Kick mecralarında uygulanıyor. Temel özelliği yükümlülüğün bireysel kullanıcıda değil, doğrudan platformun üzerinde olması.
Uyumsuz şirketlere uygulanabilecek para cezası 49,5 milyon Avustralya dolarına ulaşabiliyor. Avustralya, tek bir teknoloji zorunlu kılmıyor. eSafety Commissioner adlı kurum, platformların kademeli bir yaklaşım izlemelerini, salt kendi beyanına dayalı yöntemleri tek araç olarak kullanmamasını bekliyor. Şubat 2026’da devletin yayınladığı makaleye göre gençlerin 7/10’u hala bir şekilde sosyal medya kullanıyor üstelik artık VPN ile. Bu da onları tehlikeye açık hale getiriyor.
İngiltere: Düzenleyici Otorite ve Öngörülemeyen Yan Etkiler
İngiltere’nin Online Safety Act’i Ekim 2023’te yasalaştı; 25 Temmuz 2025 itibarıyla uygulamaya girdi. Yasa, çocuklara zararlı içerik sunan platformlarda ‘yüksek etkinlikte yaş güvencesi’ zorunluluğu getiriyor. Ofcom’un kabul ettiği doğrulama yöntemleri arasında kredi kartı kontrolü, fotoğraflı kimlik eşleştirme ve selfie aracılığıyla yaş tahmini yer alıyor.
Sonuçlar tartışmalı. Spotify, İngiltere’deki kullanıcıların 18 yaş üstüne yönelik etiketlenmiş müzik kliplerini görüntülemeden önce yaşlarını doğrulamasını istiyor. Reddit, elma şarabı ve puro gibi yasal ürünler hakkındaki panolara erişim için yaş doğrulaması talep ediyor. Yani yasa, tasarlanandan çok daha geniş bir uygulama alanı buldu. Yasanın ilk gününde VPN indirme sayıları patlama yaşadı; Proton VPN kayıtlarının yüzde 1.400 arttığını açıkladı. Kaldırılması için açılan dilekçe 500.000 imzayı geçerek Parlamento gündemine taşındı.
Malezya: Ulusal Kimlik Altyapısıyla Entegrasyon
Malezya, 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giren Online Safety Act 2025 çerçevesinde tüm sosyal medya platformlarının 16 yaş altı kullanıcıları yasaklamasını ve eKYC (elektronik müşterini tanı) yoluyla yaş doğrulaması yapmasını zorunlu kılıyor. Yaklaşım, belge tabanlı yüksek güvenilirlikte bir sisteme dayanıyor: kullanıcıların kayıt sırasında MyKad, pasaport veya MyDigital ID gibi resmi kimlik belgelerini ibraz etmesi bekleniyor.
Malezya’nın bu modeli, dünyanın en katı yaş doğrulama sistemi olarak nitelendiriliyor. MyDigital ID sistemiyle entegre edilmesi planlanan yapı, kimlik taraması, yüz biyometrisi ve yüz eşleştirmeyi bir arada kullanmayı hedefliyor. ‘Eğer internete girmek için kimliğini göstermek zorunla haline gelirse, veri sızıntıları ve gözetim benzeri veri birikimine zemin hazırlanıyor,’ diyor eleştirmenler.
Sistem Ülkemizde Nasıl Çalışacak?
3 Nisan 2026’da (benim bu yazıyı yazdığım gün) Adalet Bakanı Akın Gürlek, bugüne kadarki en somut çerçeveyi çizdi: sosyal medya platformları kimlik bilgileriyle giriş şartını kabul etti, üç ay içinde sistem devreye girecek, T.C. kimlik numarası zorunlu hale gelecek, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunulamayacak, sahte hesaplar için geçiş süreci tanınacak ve düzenleme ikinci yargı paketi içinde Meclis’e sunulacak.
Uyumsuzluk halinde platformlara önce reklam yasağı, ardından yüzde 50 ve nihayetinde yüzde 90 bant genişliği daraltması uygulanabilecek. Yasa yalnızca Türkiye’deki kullanıcıları değil, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarını da kapsıyor.
Token Sistemli Teknik Mimari
Siber Güvenlik Başkanlığı Dijital Devlet Genel Müdür Vekili Furkan Civelek’in kamuoyuna yaptığı açıklama, mekanizmanın teknik detaylarını netleştiriyor ve önerilen modeli uluslararası örneklerden önemli ölçüde ayırt ediyor.
“Bizim burada önerdiğimiz mekanizma e-devlet kapısı üzerinden ilgili kullanıcılar için oluşturulacak bir ‘token’la... ‘Token’ dediğimiz şey aslında küçük bir dijital dosyadır, elektronik imzalı bir belge gibi düşünün. Sadece giden bilgi şu: bu kullanıcı koduna sahip kişi 15 yaşın üzerindedir, nokta, bu kadar. Başka hiçbir bilgi kendileriyle paylaşılmıyor olacak.” — Furkan Civelek, Siber Güvenlik Başkanlığı
Civelek’in anlattığı sistem Sıfır Bilgi İspatı (Zero-Knowledge Proof / ZKP) mimarisine benzer bir yapı öneriyor. ZKP, kriptografik olarak bir şeyin doğru olduğunu, o şeyin kendisini paylaşmadan kanıtlama yöntemidir. Klasik bir örnekle: ‘Ben 18 yaşındayım’ bilgisini kimliğini göstermeden, yalnızca kriptografik bir imzayla kanıtlamak gibi.
Önerilen mimaride üç katman var. İlk katmanda e-devlet doğrulaması geliyor: Kullanıcı, e-devlet kapısına T.C. kimlik numarası ve e-devlet şifresi ya da biyometrik verisiyle giriş yapıyor. E-devlet sistemi bu kişinin 15/16 yaş üzerinde olduğunu doğrular. İkinci katmanda token üretimi yer alıyor: E-devlet, kullanıcıya elektronik imzalı küçük bir dijital dosya (token) üretiyor. Bu token; platformlara ‘bu kullanıcı kodu yaş sınırını geçiyor’ bilgisini aktarıyor. Üçüncü katmanda platform doğrulaması yapılıyor: Kullanıcı bu token’ı sosyal medya platformuna yüklüyor. Platform, token’ın e-devlet tarafından imzalandığını doğruluyor; kullanıcı adı, gerçek kimlik veya diğer kişisel bilgilere erişimi olmuyor.
Civelek ayrıca bu token’ın üçüncü taraflarca bağımsız olarak, çevrimdışı (offline) da doğrulanabilir olduğunu vurguluyor.
Sistemin Vaadi ve Gerçeklik Arasındaki Mesafe
Civelek’in tarif ettiği mimari, kâğıt üzerinde gizlilik açısından sofistike bir yaklaşım sunuyor. Ancak vaadi ile gerçekler arasında, satır aralarında gizli kritik soru işaretleri var.
E-devlet erişim log’ları sistematik olarak tutulacak mı? Token’ların hangi platformlara, kaç kez sunulduğu kayıt altına alınacak mı? Bahsettiği Sistemin merkezi log altyapısı, teorik ZKP gizliliğini pratikte nasıl kırabilir? “Çok fazla bir bilgi gitmeyecek” cümlesi ne ifade ediyor, bilginin fazlalılığının ölçütü nedir? Bu sorular henüz yanıt bulmadı. Bulacak mı bilmiyoruz.
Teknik Not: E-devlet’te zaten hesap açabilmek için 16 yaş ve üzerinde olmak gerekiyor; kimlik doğrulaması yüz yüze yapılıyor. Bu, sisteme zaten yerleşik bir yaş filtresi kazandırıyor.
Sistemin Güvenlik Açıkları, Veri Nereye Gidiyor?
Token mimarisi ne kadar sağlam tasarlanmış olursa olsun, gerçek veri riski farklı bir kanaldan geliyor. Sosyal medya platformlarına yönelik kimlik doğrulama talepleri, BTK üzerinden yürütülen ve platformların Türkiye’de temsilci bulundurmakla yükümlü kılındığı bir çerçevede hayata geçiyor.
Platformların sunucu altyapısı büyük ölçüde ABD merkezli teknoloji şirketlerine ait. Meta (Facebook, Instagram), X (eski Twitter) ve TikTok’un arka uç sistemleri Amerika ve Avrupa’da konuşlanmış durumda. Doğrulama süreci, hangi kullanıcının hangi hesapla eşleştiğine dair metadata üretiyor; bu metadata’nın nasıl depolandığı, kiminle paylaşıldığı ve ne kadar süre tutulduğu belirsiz.
Benzer bir risk, Malezya örneğinde de gündeme geldi. 2024’de, eKYC sürecinde Malezya vatandaşlarının kimlik verileri, uluslararası sigorta ve fintech şirketleriyle işbirliği yapan yerel aracı kuruluşlara sızıyor ve global şirketlere aktarılıyor. Bu şirketlerin bir bölümü Amerikalı veya İsrailli siber güvenlik firmalarıyla sözleşmeli çalışıyor.
Kimlik doğrulama sistemleri kurulurken en çok sorulan soru şudur: Kim doğruluyor? Oysa asıl soru şu olmalıdır: Doğrulama verisi nerede depolanıyor, kim erişiyor ve ne zaman silinecek?
Bir ülke, kendi ulusal kimlik doğrulama altyapısını yabancı şirketlerin teknik sistemleriyle entegre ettiğinde, veri egemenliği kaçınılmaz biçimde parçalanıyor. Token mimarisi bu riski teorik olarak sınırlıyor, ancak platformun sunucu tarafındaki log kayıtları ve metadata akışları denetim dışında kalıyor.
Daha iki gün önce, Linkedin’in İsrail karşıtı hesapları Mossad’a raporladığına dair haberler düştü. Olası mı? Evet. Nasıl korunacağız bu risklerden? Belirsiz.
Çin ve Spektrumun Diğer Ucu
Dünyanın bu meseledeki ülkeleri bir spektrum üzerinde konumlanıyor. Bir uçta veri gizliliğini ön plana koyan Avustralya modeli, diğer uçta devlet denetimini doğrudan araçsallaştıran Çin modeli bulunuyor.
Çin’de Siber Güvenlik Kanunu ve veri gizliliği düzenlemeleri çerçevesinde gerçek kimlik kaydı zorunlu; her sosyal medya hesabı kullanıcının gerçek kimliğiyle bağlantılı olmak zorunda. Ancak bu durum Türkiye’nin planladığıyla yapısal olarak farklı bir anlama geliyor. Çin’de platformlar, siyasi, toplumsal ve dinî söylem üzerindeki ağır kısıtlamaları uygulayabilmek için devlet tarafından dayatılan şartlara uymak zorunda. WeChat, izlenen içerikleri sansür algoritmalarını eğitmek için kullanıyor. 2023’te Weibo, WeChat, Douyin, Kuaishou ve Bilibili yarım milyonun üzerinde takipçisi olan influencer’ların gerçek isimlerini profillerinde görünür kılmasını zorunlu hale getirdi. Buna karşı çıkan pek çok içerik üreticisi platformu terk etmeyi tercih etti.
Türkiye’nin konumlanması bu spektrumda ilginç bence. Teknik mimari açısından Avustralya ve İngiltere modellerine yakın bir söylem benimseniyor, ancak siyasi bağlam ve uygulama altyapısı konusundaki soru işaretleri ülkeyi spektrumun ortasında bir muğlak bölgeye yerleştiriyor. Adalet Bakanı’nın bugünki söylemlerinden konunun çocukları korumaktan “anonimliği kaldırmaya” dönüştüğünü net olarak görebiliyoruz.
İfade Özgürlüğü ve Anonimliğin Değeri
Bu tartışmayı ikiye bölen analitik bir hat var ve dürüst olmak gerekiyor, her iki tarafın da tutarlı argümanları var.
İlk perspektif şunu söylüyor: Anonimlik, ifade özgürlüğünün tarihsel temelidir. Pek çok önemli ses, siyasi baskı, mesleki risk ya da fiziksel tehlike nedeniyle ancak anonim olarak var olabildi. Muhalif sesler, azınlıklar, baskı altındaki topluluklar için anonimlik bir tercih değil; hayatta kalma mekanizmasıdır. Bu perspektiften bakıldığında, kimliği zorunlu kılan her sistem potansiyel olarak bu sesleri susturuyor.
İkinci perspektif şunu söylüyor: Anonim hesaplar, hesap verebilirlik boşluğu yaratıyor. Dezenformasyon, siber zorbalık ve itibar suikastı bu boşlukta çoğalıyor. Kimlik doğrulaması, sorumluluğu yeniden bireyselleştiriyor ve bunu meşru bir kamusal düzen hedefi olarak savunmak mümkün.
Gerçek soru şu değil: Kimlik doğrulaması yapılmalı mı? Gerçek soru şu: Başlangıçta vaadedilen sınırlı amaçla mı kalır, yoksa zamanla daha geniş bir denetim altyapısına mı evrilir?
Çin deneyimi bu konuda çok net bir veri sunuyor: Gerçek isim kaydı başlı başına içerik üretimini değiştirdi. İnsanlar yazmak istediklerini değil, kimliklerinin görünür olduğu bir ortamda yazabileceklerini yazdılar. Bu sosyolojik olguya ‘soğutma etkisi’ (chilling effect) deniyor. Yani, açıkça yasaklamaya gerek yoktur, yalnızca kimliğin bilineceğinin bilinmesi yeterlidir, insanlar otosansürü içselleştirir.
Kaldı ki bu konuda karnemiz ortada:
1. Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik (Tck 216)
Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine göre 2001-2026 yılları arasında toplam sanık sayısı: 34.721
2. Cumhurbaşkanına Hakaret (Tck 299)
Ahmet Necdet Sezer dönemi: 163 sanık
Abdullah Gül dönemi: 848 sanık
İşe Alımda Dijital Kimlik Dökümü: Yeni Bir Hak İhlali Alanı
Bu noktada somut bir örnek vermek gerekiyor çünkü ‘ifade özgürlüğü’ tartışması soyut kaldığında etkisini yitiriyor.
https://www.visualcapitalist.com/the-state-of-freedom-around-the-world-in-2025/
Türkiye’de şu an pek çok işveren, iş başvurularında sosyal medya hesaplarını inceliyor. Bu yasal açıdan tartışmalı olmakla birlikte yaygın bir uygulama. Kimlik zorunluluğu hayata geçtiğinde, sosyal medya profillerinin gerçek kimlikle eşleştirilmesi otomatik hale gelecek. Bu noktada işverenin elindeki araç, yalnızca gönüllü olarak paylaşılan içeriği okumaktan ibaret kalmaktan çıkıyor.
Senaryoyu somutlaştıralım. Bir aday beş yıl önce bir siyasi partiye sempatiyle yaklaşan, sonradan görüşlerini değiştirmiş ya da artık var olmayan bir hesabı yönetmiş olabilir. Bir aday LGBTİ+ haklarına dair destek paylaşımları yapmış, bunu kendi çevresinin görmesini istememiş ama anonim bir hesaptan kamusal farkındalık için içerik üretmiş olabilir. Bir aday iş yaşamında kendini korumak için kişisel görüşlerini başka bir kimlik altında ifade etmiş olabilir. Kimlik zorunluluğu bu tüm geçmişi adayın önüne bırakıyor. İşveren resmi olarak ‘bu bilgilere dayanarak karar vermiyorum’ diyebilir; ama bilgiye erişim artık mevcut.
Bu sadece mahremiyet meselesi değil; düşünce ve inanç özgürlüğünün geriye dönük biçimde cezalandırılabilmesi meselesi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı, dijital ifade geçmişinin iş ilişkilerine yansıtılmasını, bireyin geçmişteki görüşleri nedeniyle mesleki alanda yaptırıma maruz kalması olarak değerlendiriyor. Türkiye bu meselenin hukuki zeminini henüz yeterince tartışmadı.
Şirketler, Pazarlama ve Öngörüler
Bu tabloyu stratejik bir bakışla okumak gerekiyor. Kimlik zorunluluğu hayata geçtiğinde, reklam ekosistemi ve kurumsal iletişim üzerindeki etkileri birbirine zıt yönlerde hareket edecek.
VPN Patlaması ve Anlık Ölçüm Krizi
İngiltere ve Avustralya örnekleri çok net bir ön göstergedir bence, kimlik zorunluluğu gündeme geldiğinde kullanıcıların bir bölümü VPN’e yönelir. Türkiye’de bu dinamik daha da hızlı işleyebilir çünkü ülkedeki VPN kullanım oranı zaten dünya ortalamalarının üzerinde; çeşitli platformlara yönelik geçmiş erişim kısıtlamaları bu altyapıyı önceden normalleştirdi.
Reklam ekosistemi açısından bence platform verisinin coğrafi etiketlemesi güvenilirliğini kaybeder. Türkiye’den bir kullanıcı, bir Almanya ya da Hollanda IP’si üzerinden görünüyor olabilir. Hedefleme algoritmaları bu anomaliyi ya yanlış sınıflandırır ya da tamamen atar. Kısa vadede bu, özellikle konum bazlı hedeflemeye dayanan kampanyalar için ciddi bir körlük problemi yaratır.
Anonim Kitlenin Dönüşümü
Türkiye’de sosyal medya kullanıcılarının önemli bir bölümü birden fazla hesap yönetiyor: kişisel, mesleki ve anonim. Kimlik zorunluluğu bu çoğulluğu kırıyor. Kalan hesaplar, kimliğin görünür olduğu bir ortamda daha fazla otosansüre meyilli olacak; bu da organik içerik volümünde düşüş, influencer ekonomisinde daralma ve tartışma derinliğinin sığlaşması anlamına geliyor.
Rakamsal analiz yapılamaz ama mantıksal çıkarım yapılabilir… Türkiye’de yaratıcı ekonominin önemli bir bölümü, tam da bu anonim ya da yarı-anonim hesaplar üzerinden yürüyor. Kültür eleştirisi, siyasi hiciv, cinsel kimlik ifadesi, mesleki sürtüşme. Bunlar, gerçek isimlerin altında üretilmiyor. Kimlik zorunluluğu bu sesleri susturmaz mutlaka ama platformdan atar.
B2B Reklam Dinamikleri: İki Çelişen Etki
Burada stratejik bir paradoks var. Bir yanda platform daha temiz, daha doğrulanmış bir kullanıcı tabanı sunacağı için B2C markalar açısından hedefleme kalitesi kâğıt üzerinde artacak. Bot hesaplar azalacak, sahte profiller ellenecek, demografik veri daha güvenilir hale gelecek.
Öte yandan reklam değerinin gerçek kaynağı olan özgün katılım, kültürel rezonans ve organik erişim daralacak. Türk sosyal medyası daha az gürültülü ama aynı zamanda daha az canlı hale gelebilir. Bu kehanetim değil açıkçası, kimlik zorunluluğu rejiminin yapısal sonucu.
BTK’nın Reklam Yasağı Yetkisi: Operasyonel Risk
Bugün duyurulan sistem pazarlama profesyonellerini reklam yasağı açısından ilgilendiriyor bence. Bu, Türk reklamverenler için büyük bütçelerini yerleştirdikleri platformun bir günde kısıtlanması riskini de doğuruyor.
Ki şerbetliyiz, BTK geçmişte defalarca bant genişliği kısıtlaması uyguladı. Twitter/X Türkiye’de birden fazla kez yavaşlatıldı. Instagram günlerce kapatıldı. Lansmanlarımızı erteledik, kampanyalarımızı durdurduk, bütçelerimizi başka mecralara acilen kaydırmamız gerekti.
Öngörüm şu, 2026-2027 döneminde Türk dijital pazarlama ajanslarında ‘platform riski yönetimi’ yeni bir uzmanlık alanı olarak ortaya çıkacak. Bütçe çeşitlendirmesi proaktif bir strateji haline gelecek. Meta’yı ana mecra olarak görmekten vazgeçeceğiz. Bütçemizi, olması gerektiği gibi, mecralara böleceğiz.
İnfluencer Ekonomisi ve İçerik Üreticileri İçin Yapısal Kırılma
Çin’de Weibo’nun gerçek isim zorunluluğunu uygulamaya koyduğu dönemde pek çok büyük içerik üreticisi ya içeriklerini evirdi ya platformu terk etti. Türkiye’de benzer bir dinamiği bekliyorum.
Türkiye’deki içerik üreticilerinin bir bölümü, takipçi kitlesini gerçek kimliğiyle ilişkilendirmeksizin yönetiyor. Çoğu zaman mesleki ya da ailevi bir zorunlulukla yapıyorlar bunu. Bu üreticiler ya gerçek kimlikle devam etme ya platform değiştirme ya da içerik üretmeyi bırakma arasında seçim yapmak zorunda kalacak. Üç seçeneğin de reklam pazarı için sonuçları var.
Nihai Öngörü: Sessiz Bir Platformun Maliyeti
Bu mesele nihayetinde şuraya bağlanıyor, bir platformun kitlesi ne kadar denetlenirse, o kitle o kadar otosansüre başvurur. Otosansür kültürel üretkenliğin motorunu yavaşlatır. Motorun yavaşladığı bir ortamda pazarlama, boş bir sahneye ışık tutan bir prodüksiyon haline gelir.
Bunu söylemek, kimlik zorunluluğunun tamamıyla yanlış olduğunu savunmak değil. Bilgilerimizi panelleyip sosyal medyada yayan bazı hesapları şikayet ettiğimizde “bu hesaplar yurt dışında, bir şey yapamayız” dememeleri hoş olabilirdi belki. Belki, tehdit alan kadınlar için bazı güvenlik hedefleri için makul bir denge kurulabilirdi. Ama güvenlik ve özgürlük arasında tercihe zorlandığımız yolun bir despotizme çıkacağını bilecek kadar dünya tarihi okuduk, filmler izledik. Aynı filmi bir daha çevirmeye gerek yok bence.







