Geçen hafta birbirinden iki farklı yazı okudum. Biri bifteğe, diğeri zevke dair.
Yurii Sydorets, bir bifteği pişirmenin neredeyse hiç beceri gerektirmediğini yazmış. Izgarayı ısıt, etki koy, çevir. Bu kadar. Teknik olarak yenebilir bir şey çıkar. Ama istediğin kıvamda pişmiş, doğru mühürlenmiş, yeteri kadar tuzlanmış ve daha önemlisi her seferinde aynı olan bir biftek bambaşka bir iş. Ona göre yapay zekâ bir şef değil, bir biftek makinesi. Izgarayı ısıtır, tarifi uygular ve değiştirmeden tekrarlar. Bilmediği tek şey senin ne istediğin.
NotAShelf ise blog yazısında daha radikal bir yerden yaklaşıyor. Üretim artık bedava olduğuna göre geriye tek bir şey kalıyor, o da zevk. Ve zevkin nereden geldiğini soruyor. İyi restoranlarda yemek yiyerek şef olamayacağın gibi, iyi kod okuyarak da zevk edinemezsin. Zevk kötü şeyler yaparak, onlarla yaşamak zorunda kalarak, herkesin onu eleştirmesini izleyerek birikiyor.
İkisi aynı yere varıyor. Farkı yaratan damak tadı.
Buna ben de katılıyorum. Ama bu cümle söylendiği yerde bırakılırsa bir teselli sözüne dönüşüyor. Aslında hepimizin buna ihtiyacı var ama ona sığınıp kalmamak gerekiyor.
Önce iyi haber, demokratikleştik
Bu tartışma, çoğu zaman gözden kaçan bir zeminin üstünde duruyor. Araçlar artık gerçekten herkeste aynı.
Yazılım geliştiricilerin çok büyük kısmı artık yapay zekâ kullanıyor. Aynı modeller, aynı fiyatlar, aynı harness’lar, aynı editörler. İstanbul’daki üç kişilik ekiple San Francisco’daki iki yüz kişilik ekip arasındaki fark hiç bu kadar kapanmamıştı.
Bu iyi bir şey. Gerçekten iyi bir şey. Bir kuşak boyunca “onlarda şu var, bizde yok” cümlesinin arkasına saklandık. Hatta “coğrafya kaderdir” dedik. Bu cümlelerin anlamı bitti diyebiliriz.
Ama kapanan her fark, başka bir farkı görünür kılar.
Sonra kötü haber, hepimiz aynı tarifi kullanıyoruz
Herkes aynı mutfağa girince yemekler benzemeye başlıyor. Bu artık bana ait bir his değil, kabul edilmiş bir ölçüm.
Science Advances’ta yayımlanan bir deneyde, yapay zekâ destekli yazan yazarların hikayeleri jüri tarafından daha yaratıcı bulundu. En büyük sıçramayı en zayıf yazarlar yaptı. Fakat hikayeler birbirine gözle görülür biçimde benziyordu. Araştırmacılar buna sosyal ikilem diyor. Bireysel olarak yardımı almak senin lehine, ama kolektif anlamda çeşitlilik daralıyor.
Tasarımda da aynısı oluyor. Soluk siyahlar, mor-maviye giden geçişler, kenarları hep aynı şekilde yuvarlatılmış kartlar, her yerde aynı fontlar. Aslında bu bir kusur değil, bir döngü. Üretilen çıktı webe yükleniyor, bir sonraki model onunla eğitiliyor, fark her turda biraz daha daralıyor.
Neden koyu kavuruyorlar
Starbucks’ın kahvesi hakkında yıllardır aynı eleştiri yapılıyor. Fazla kavrulmuş, hatta yanık. Ama bunun bir kaza olmadığını, tam tersine bir mühendislik kararı olduğunu söylemek gerekir.
Sebebi basit. Starbucks dünyanın her yerinden, her kalitede çekirdek alıyor ve binlerce şubede aynı kahveyi satmak zorunda. Koyu kavrum bu srounu çözüyor. Çünkü koyu kavrum karakteri siliyor. Afrika kahvesinin kendine özgü tadı da sorunlu bir partinin kusuru da ortadan kalkıyor. Özetle her fincan aynı tada sahip olsun diye, neredeyse kasıtlı olarak vasat bir kahve üretiliyor.
Yani tavanı feda edip herkesi asgari müşterekde buluşturuyorlar.
Bu satırı bir daha okuyun, çünkü LLM çıktısının mekanizması tam olarak bu. Hiçbir şey berbat çıkmıyor. Ama hiçbir şey olağanüstü de çıkmıyor. Ve dikkat edin, bu bir başarısızlık değil, bir iş modeli. Starbucks’ta kavurma derecesine, süte, sıcaklığa birileri karar verdi ve bunu reçete haline getirdi. Artık binlerce baristanın damak tadına ihtiyaç yok, reçeteyi yazan o birkaç kişininki yetiyor.
“Ama insanlar bundan bıkar” diyeceksiniz. Bıkmadılar. Kimse Starbucks’tan bıkmadı, tıpkı aynı basit dolabı on yıllardır satan IKEA’dan bıkmadığı gibi. Third wave kahveciler diye bir dalga geldi, gerçekten bir segment oluşturdu. Ama Starbucks’ın tek bir şubesi bunlar yüzünden kapanmadı.
Kısaca her şey eskiye dönecek diye beklemeden kendi reçetemizle kahve yapmalıyız.
Peki ustalık nasıl oluşacak?
Buradaki asıl tuzak, üretilen kodun kötü görünmemesi. Biçimi düzgün, sözdizimi temiz. Oldukça kaliteli görünüyor. Ama bu yüzden de kod review kültürü ölüyor. Faros’un 22.000 geliştirici ile yaptığı 2026 tarihli araştırmasında PR’ların %31’i hiç review görmeden merge ediliyor.
Peki şimdi asıl rahatsız edici kısma geçebiliriz.
Zevk bifteği yakarak gelişiyorsa, bugünün ustaları yirmi yıl boyunca yaktıkları için usta. Yeni işe başlayanlar hiçbir şey yakmıyor. Makine ona sürekli “idare eder” seviyesinde bir tabak veriyor ve idare eder olan şey öğretmiyor. Yanık biftek ile öğrenirsin ama vasat biftek sadece kandırır.
Kapanış
Kahveciler üstünden benzetmeye devam edecek olursam üç pozisyon var. Kavuran, içen ve kavurma derecesini yazan. Kavuran kısım bizler, yani kodu yazanlar. Bu pozisyon bitmek üzere.
Ve unutmayın, third wave kahveciler Starbucks’la aynı kahveyi daha ucuza yaparak doğmadı. Starbucks’ın kasten sildiği her şeyi geri getirerek doğdu. Menşei, partiyi, karakteri. Sizin elinizde de modelin bilemeyeceği şeyler var. Yıllara yayılan saha bilginiz, müşterinizin kimsenin bilmediği tuhaf iş akışı, bir ekranın neden öyle davranması gerektiğine dair sezginiz. Model internetteki ortalama ekranı biliyor. Sizinkini bilmiyor.
Araçlar demokratikleşti, bu bir eşitleyici. Ama her eşitleyici, eşitleyemediği şeyi daha görünür kılar. Herkes aynı kavurma makinesine sahipse, artık makine değil, reçeteyi kimin yazdığı önem kazanır.
Kaynaklar
raf (NotAShelf), “Taste Is All That’s Left,” 6 Ağustos 2026, notashelf.dev
Yurii Sydorets, “Almost No Skill Required to Cook a Steak,” 14 Temmuz 2026, blog.sydorets.com
Faros AI, “Key Takeaways from the DORA Report,” 2026, faros.ai
DORA, “State of AI-assisted Software Development,” Eylül 2025, dora.dev
Anil Doshi ve Oliver Hauser, “Generative AI enhances individual creativity but reduces the collective diversity of novel content,” Science Advances, Temmuz 2024, science.org
Kenneth Davids, “The Dark Roast Controversy,” Coffee Review, coffeereview.com


