Şöyle bir deney yapalım. Bir arkadaşınıza “Adil bir toplum nasıl olmalı?” diye sorun. Bir de ChatGPT’ye ya da Claude’a sorun. Büyük ihtimalle yapay zekânın verdiği cevap daha uzun, daha düzgün, daha doğru görünecek. Ama işte tam burada bir şey olmaya başlıyor.
Arkadaşınız size kendi hayatından, kültüründen, korkularından beslenmiş bir cevap veriyor. Yapay zekâ ise herkese neredeyse aynı cevabı veriyor.
Tarihte İlk Kez
Düşünün: insanlık binlerce yıl boyunca farklı coğrafyalarda, birbirinden habersiz, bambaşka sistemler kurdu. Konfücyüs bir şeyler söylüyordu, Atinalı filozoflar başka bir şey. Anadolu’nun tekke geleneği bambaşka sorular soruyordu, farklı bir yol çiziyordu. Hint geleneğindeki guru farklı bir yol gösteriyordu. Bunların birbiriyle çoğu zaman haberleri bile yoktu. Farklılardı.
Bu çeşitlilik insanlık için bir sorun değildi. Aksine, bu bizim zenginliğimizdi. Farklı sorunlara sahip topluluklar, farklı çözümler buldu. Farklı değer sistemleri, farklı hatalar yapıp farklı şeyler öğrendi.
Şimdi ise dünyanın her köşesindeki milyarlarca insan birkaç yapay zekâ modeline sorular soruyor. Ve o modeller hepsine çok benzer cevaplar veriyor.
Bu, tarihte ilk kez oluyor.
“İyi” Derken Kimin İyisini Kastediyoruz?
Bugünkü büyük yapay zekâ modelleri “yardımcı, dürüst ve zararsız” olacak şekilde eğitiliyor. Kulağa güzel geliyor. Ama şunu soralım: zararsız veya dürüst derken kim neyi kastediyor?
Bu kararları verenler, büyük ölçüde Silikon Vadisi’ndeki birkaç büyük şirketin birkaç yüz mühendisi. Benzer üniversitelerden mezun, benzer kültürlerle büyümüş, benzer değerlere sahip insanlar. Bunu kötü niyetle yaptıklarını düşünmüyorum. Ama ortaya çıkan sonuç şu: dünyanın geri kalanı bu değerlerin şekillendirdiği bir sistemi gerçeğin kaynağı olarak kullanıyor.
Ekranlar da Aynılaşıyor
Bu sadece soyut bir fikir meselesi değil. Gözle görebileceğiniz somut bir şey.
Herhangi beş yapay zekâ destekli web sitesini ya da uygulamayı açın. Büyük ihtimalle hepsinde şunları göreceksiniz: beyaz arka plan, yuvarlatılmış köşeler, soluk mavi veya lavanta tonları, aynı font ailesi, aynı buton yerleşimi. Farklı şirketler, farklı ülkeler, farklı hedef kitleler ama neredeyse aynı tasarım.
Neden? Çünkü yapay zekâ tasarım araçları en popüler, en güvenilir şablonlarla eğitilmiş. Sistem işe yarayanı taklit ediyor. İcat etmiyor. Figma’nın yapay zekâ aracının defalarca Apple’ın hava durumu uygulamasına benzer arayüzler ürettiği belgelenmişti. Tasarımcılar bunu fark etmekte bile zorlandı.
Sonuç olarak Tokyo’daki bir girişimin uygulaması ile Buenos Aires’teki bir startup’ın uygulaması artık neredeyse birbirinin kopyası. Dijital dünyada her şey tek tipleşiyor.
Kod da Aynılaşıyor
Kodlama dünyası da bundan payını alıyor.
Neredeyse bütün yazılımcılar artık kod yazarken yapay zekâ araçlarını kullanıyor. Bu araçların hepsi aynı popüler açık kaynak projelerle eğitilmiş. Dolayısıyla İstanbul’daki bir geliştirici de, Varşova’daki de, Seul’deki de aynı öneriyi alıyor. Aynı mimari kararları benimsiyor. Aynı kütüphanelere yönlendiriliyor.
Kısa vadede bu verimli görünüyor. Uzun vadede ise şunu yaratıyor: tüm dünya yazılımı aynı kalıplara, aynı varsayımlara, aynı güvenlik anlayışına dayanmaya başlıyor. Sistemik bir hataya karşı herkes aynı anda açık hale geliyor.
Sessiz Bir Değişim
Kültürler tarihte genellikle savaşlarla, yasaklarla, baskıyla değiştirildi. Bunların hepsi gözümüzün önünde oluyordu, hepsinin adı vardı. Elbette bunlara karşı gelenler de vardı.
Yapay zekânın yaptığı şey çok daha sessiz işliyor.
Kimse bir geleneği yasaklamıyor. Kimse bir kitabı yakmıyor. Olan şu: yerel, özgün, o topraktan çıkma bilgiler, daha büyük ve evrensel bir sistemin yanında küçücük kalmaya başlıyor. Evet, kimse sizi zorlamıyor. Ama her gün aynı kaynağa başvurduğunuzda, o kaynağın bakış açısı yavaş yavaş sizin bakış açınızın yerine geçiyor.
Ve bu süreç kendi kendini beslemeye devam ediyor. Yapay zekânın ürettiği içerikler, yeni yapay zekâ modellerinin eğitim verisi oluyor. Hangi sesler bugün baskınsa, yarın daha baskın olacak.
Bireysel Olarak İyi, Toplumsal Olarak Tehlikeli
Araştırmalar ilginç bir şey gösteriyor: yapay zekâ kullanan bireyler daha iyi içerik üretiyor. Daha düzgün yazıyor, daha organize düşünüyor. Ama aynı araştırmalar şunu da söylüyor: bir topluluk olarak fikir çeşitliliği azalıyor. Bireysel kalite artıyor, toplumsal özgünlük eriyor.
Bunu somut bir örnek vereyim: özgeçmişler. Yapay zekâ kullanımı yaygınlaşmadan önce her özgeçmiş biraz farklıydı. Kimi çok iyiydi, kimi berbat. Şimdi hepsinin tonu, yapısı, hatta kullandığı kelimeler birbirine benziyor. Herkes “daha iyi” yazmış oldu. Ama bunları açıp baktığınızda ayırt edici hiçbir şey kalmamış durumda.
Asıl Soru Bu
Bu yazıyı “yapay zekâya karşı” diye okumayın.
Yapay zekânın işe yaradığı çok açık. Verimli, hızlı, erişilebilir. Bunları inkâr etmek çok saçma.
Ama şunu sormak gerekiyor: milyarlarca insanın günlük bilgi kaynağı haline gelen bu sistemler kimin değerlerini yansıtıyor? Hangi sorular makul, hangisi marjinal sayılıyor? Bu kararları kim veriyor?
Eskiden “gazete kimin elindeyse gerçek de onun elinde” denirdi. Fark şuydu: gazeteye karşı başka gazeteler çıkabildi. Şimdi ise dünyanın tamamına aynı anda ulaşan birkaç model var.
Çeşitlilik bir lüks değil. İnsanlığın binlerce yıl boyunca farklı sorular sorarak, farklı cevaplar deneyerek ayakta kalmasının sebebi o çeşitliliktir. Bunu fark etmeden, sessizce, bu kadar dar bir düzleme sıkıştırmak teknik bir ilerleme gibi görünse de aslında medeniyetin kendi kendini daraltmasıdır. Tek tip arayüzler, tek tip kodlar, tek tip cevaplar. Ve belki de fark etmeden tek tip düşünceler.


