Lise yıllarımın son yazıydı. Bir arkadaş vasıtasıyla iş buldum. Bir beyaz eşya firmasının satış ve taksit takip yazılımı ihtiyacı vardı. O yıllarda kredi kartına taksit olmadığı için her şey senetle dönüyordu. Bayinin küçük bir odasında yaz boyu kod yazdım. İki kişiydik ama tek bilgisayar vardı, sırayla oturuyorduk. Laptoplarımız da olmadığı için akşam olunca yazdıklarımızı disketle evlere taşıyor ve orada devam ediyorduk. Bilmediğimiz bir işi görerek öğrendik, çözdük, teslim ettik. Üç ayın sonunda paramızı aldık.
Bugün geriye baktığımda o odada öğrendiğim en değerli şeyin kod olmadığını düşünüyorum. Müşterinin problemini doğrudan yanında durarak gördüm. Sorunu anlamayı, işi bitirmeyi ve parasını istemeyi öğrendim.
Bu üç ay benim açımdan çok kıymetli bir üç aydı. Tüm yaz tatilim küçük, karanlık bir odada geçse bile.
Darboğaz kaybolmaz, yer değiştirir
İşletme alanında kitapları çok değerli olan Eliyahu Goldratt, 1984’te yazdığı The Goal’da şöyle söyler: Bir sistemin çıktısını en yavaş halkası belirler. O halkayı hızlandırdığınızda darboğaz yok olmaz, bir sonraki halkaya taşınır.
Bu kitabın Türkçe basımı da mevcut. “Amaç” ismiyle 2014 yılında Optimist tarafından yayımlandı.
Yazılımda en yavaş halka uzun yıllar kod yazmaktı. Yapay zekâ bu sorunu çözdü. İnanılmaz ama bir ekibin aylarca uğraştığı iş artık birkaç günde çıkabiliyor.
Darboğaz şimdi bir sonraki halkada: işi bulmak, müşteriyi ikna etmek ve parayı almak. Kısacası satış.
Masada bekleyen iş yok
Gördüğüm kadarıyla genç yazılımcıların yürüdüğü yol aşağı yukarı şöyle: CV hazırla, başvur, bekle. Bu yol kodun değerli olduğu bir dünya için mantıklı duruyordu.
Kod her gün daha da ucuzluyor. Hatta neredeyse bedava. Dolayısıyla sadece kod yazabilen kişinin pazarlık gücü de azaldı. Masada oturup işin gelmesini beklemek eskisinden daha riskli.
Öte yandan fırsat hiç bu kadar büyük olmadı. Tek başına bir genç, yapay zekâ ile dün koca bir ekibin yapabildiği işi yapabiliyor. Eksik olan tek şey o işi kime yapacağını bilmek.
“Ama ben satışçı değilim”
Bu itirazı ciddiye almak lazım. Yazılımcıların çoğu bu mesleği insanlarla değil, bilgisayarlarla muhatap olmak için seçti. Ben dahil. Aslında bu düşüncenin gerekçeleri de oldukça güçlü. Herkes kendi işini yapsın dolayısı ile satışı da satışçı yapsın.
Bir de daha yeni bir argüman var: Yapay zekâ satışı da otomatikleştirecek. Otomatik e-postalar, otomatik sunumlar, agent’ların takip ettiği süreçler.
Bu son argüman aslında tezi öldürmüyor aksine güçlendiriyor. Hepimizin gelen kutusu yapay zekânın yazdığı e-postalarla dolu. Bu durumda otomasyona bağlı olmayan şeylerin değeri arttı. Yüz yüze görüşme, güven ve referans. Otomasyon bolluğu, insan varlığını değerli hale getiriyor.
Satış derken sadece broşür dağıtmayı kastetmiyorum. Satış, karşınızdakinin sorununu dinlemek, sorunu ondan daha iyi tarif eder hale gelmek ve “bunu ben çözerim” diyebilmek. Çünkü insanlar yazılım değil, çözüm arıyor.
Satış kası nasıl gelişir?
Çok basit. Vücudunuzdaki gerçek kaslar gibi. Bol miktarda tekrarla ve biraz da acıyla. Paul Graham’ın 2013’teki tavsiyesi hala geçerli. “Ölçeklenmeyen şeyleri yapın.”
Peki madde madde ne yapmam gerekir derseniz, buyurun size kısa reçete:
- Çevrenizdeki küçük işletmeleri ziyaret edin. Çözülmemiş bir yazılım dertleri mutlaka vardır.
- Sorunu onların mekanında dinleyin. Masadan görünmeyen ayrıntılar orada çok daha net gözükür.
- “Hayır” kelimesini duymaya alışın. Ama unutmayın, her “hayır” bir sonraki teklifte daha iyi olmanızı sağlayacak.
- Bitmemiş iş referans olmaz.
- Yaptıklarınızı herkese anlatın. Hem gerçek hayatta hem de sosyal medyada. Görünürlük, kapı kapı dolaşmanın en ucuz alternatifi.
Yapay zekâyı işten kurtulmak için değil, daha çok iş alabilmek için kullanın.
O oda
O odada iki kişi tek bilgisayarı paylaşıyorduk. İnternet yoktu, yapay zekâ yoktu, doğru düzgün kitap yoktu, hızlı ve havalı MacBook’larımız yoktu. “Yok” ları daha da artırabilirim. Hatta bilgimiz de bugüne göre neredeyse yok seviyesindeydi. Ama müşterinin yanındaydık ve bu her eksiği kapattı.
Bugün herkesin elinde o odadaki iki kişiden çok daha güçlü bir ekip var. Eksik olan tek şey o oda.
Kalkın, çıkın, iş bulun. Kod yazmak hiç bu kadar ucuz olmadı. Ama masadan kalkmak hiç bu kadar değerli olmadı.
Not: O yaz beraber kod yazdığım, hatta kodun çoğunu yazan, uzun süredir görmediğim dostum Ali Kemal Sinop’u da anmak isterim. Yollar ayrıldı ama o yaz unutulmadı dostum.


