NSA’nın otuz yıllık sorunu erişim değildi. Erişim meselesi zamanla çözüldü. Kablolar dinlendi, sağlayıcılar ya ikna edildi ya da zorlandı, şifrelemeler aşıldı veya etrafından dolaşacak bir yol bulundu. NSA bütçesi büyüdükçe toplanan veri de büyüdü.
Ama çözülemeyen şey başkaydı. Toplanan her şey eylemin iziydi. Kim kimi aradı, hangi numara hangi baz istasyonuna bağlandı, hangi para hangi hesaba gitti, hangi uçuş için rezervasyon yapıldı. Listeyi uzatabiliriz. Bunların hepsi bir şey olduktan sonra ortaya çıkan kayıtlar. İstihbarat analistinin işi, bu izlerden geriye doğru giderek amacı tahmin etmeye çalışmaktı.
Bu iş çok da mantıklı değildi. Çoğunlukla olay olduktan sonra reaktif bir sürece dönüşmüş oluyordu. Veya elde edilen veriden çıkarılması gereken niyet konusu karmaşık olabiliyordu. Yani önemli bir kimya dokümanını indiren biri terörist de olabilir, doktora öğrencisi de. Belirli bir güzergahta üç kez uçmuş biri operasyon hazırlığında da olabilir, akrabalarını ziyaret ediyor da. Sonuçta bu izler ayırt edici değil. Ayırt edecek şey, kişinin bunu neden yaptığıydı ve onu bulmak oldukça zordu.
Veri aslında eksik değildi. Ama her zaman geç geliyordu.
NSA, Amerika Birleşik Devletleri’nin sinyal istihbaratından sorumlu kurumu. 1952’de kuruldu ve varlığı uzun yıllar resmen kabul edilmedi. Görevleri, dünya çapında iletişim trafiğini toplamak ve çözümlemek. CIA gibi ajanlarla değil, kablolar, uydular ve şifre kırma teknikleri ile çalışıyorlar.
Eksik parça
Şimdi birlikte düşünelim.
Yukarıda yazdığım gibi bir problem var ve bunun çözümü daha fazla veri toplamak değil. Daha iyi sınıflandırma da değil. Çözüm, niyetin eylemden önce, mümkünse gerekçesiyle birlikte, kendini ele vermesi olurdu. Yapılan plan henüz uygulanmadan. Hedef henüz belli olmuşken.
Peki bunu nasıl yapabiliriz? Kimse herkese açık dijital mecralara niyetini açıkça yazmaz. Dinleme de yetmez, çünkü insan başka bir insanla konuşurken gerekçesini eksik anlatır, kendini savunur, karşısındakine göre cümlelerini ayarlar. NSA bunu otuz yılda başaramadı ve ileride başarabileceği de net değil.
Burada duralım ve şu soruya cevap arayalım: Nasıl bir sistem, insanların henüz kimseye söylemediklerini, kendiliğinden ve düzeltilmemiş halde yazdıkları bir yer olabilirdi?
Belge
Anthropic 10 Eylül 2026’da dördüncü kez tehdit istihbaratı raporu yayımladı. Belgede Aralık 2025 ile Ağustos 2026 arasındaki tespitler yedi başlıkta toplanmış. Siber operasyonlar, etki operasyonları, gözetim, dolandırıcılık, biyolojik kötüye kullanım, konvansiyonel silah geliştirme ve damıtma. Belge oldukça uzun. İçerdiği faaliyetler oldukça ilginç. Ukrayna ve Avrupa’daki devlet kurumlarını hedefleyen bir Rus casusluk operasyonu. İran’ın adı konmuş üç propaganda kurumu. Malezya’da seçim bölgesi bazında seçmen hedefleyen bir platform. Orta Afrika Cumhuriyeti’nde bir radyo istasyonu üzerinden yürütülen Rus bilgi operasyonu. Bangladeş’te kırsal seyirciye dönük sahte haber hattı.
Mahremiyet ekseninden değerlendirince bir felaket olarak görünmüyor. İlk tepkimiz, iyi ki yakalanmışlar. Değil mi? Muhtemelen çoğumuzun tepkisi bu. Ama ilginç olan nasıl yakalandıkları.
Niyet aşaması
Raporun etki operasyonları bölümünde, yukarıdaki sorunun cevabı var. Bir sosyal medya platformu bir operasyonu ancak içerik yayınlanınca görür. Anthropic ise operasyonu daha planlama aşamasında görebildiğini söylüyor. Gerekçesi oldukça basit. Aktör kampanyasını planlarken, hedeflerini seçerken ve metnini yazarken bunları modele anlatıyor.
Burada dikkatli olalım, çünkü bu cümleden hatalı sonuca varmak olası. Yakalanan şey tek bir cümlenin anlamı değil. Yakalanan şey işin yapılış şekli. Belli bir formatta toplu içerik üretimi, benzer hesaplar, tekrar eden akışlar. Bunlar tek mesaja bakarak değil, desene bakınca belli oluyor.
Kimlik ise bunun sonrasında, klasik soruşturmayla ortaya çıkıyor ve üç kaynağın çakışmasına dayanıyor.
Birincisi kullanıcının kendi promptları. İran’dan erişim yasaklı olduğu için VPN kullanmışlar. Ama konuşmanın içinde bulundukları şehri, çalıştıkları kurumu ve unvanlarını defalarca kendileri itiraf etmişler.
İkincisi hesap bilgileri. Yetmişin üstünde sahte haber sitesini tek bir kaynağa bağlayan şey içeriğin benzerliği değil, paylaştıkları dağıtım kimliği ve alan adlarının sadece on haftalık bir süreçte toplu kaydedilmiş olması.
Üçüncüsü eşleşme. Anthropic kullanıcının ne ürettiğini görüyor, ama içerik Anthropic’ten çıktıktan sonra nereye gittiğini göremiyor. Raporda bu durumu kendileri de belirtiyor. Buradaki boşluğu, üretilen içeriği dışarıda arayıp karşılaştırarak kapatmışlar. Sputnik Africa’nın hesabındaki bir gönderi, Claude’da üretilen metinle birebir uyuşmuş. Bu üçüncü kaynak da kimlik vermiyor ama üretilen içeriğin gerçekten yayına girdiğini kanıtlıyor.
Kim olduğunuz artık kapasitenizden anlaşılmıyor
Bana göre raporun en vurucu cümlesi şu: “Devlet destekli aktörlerle küçük suç gruplarını ayıran şey artık sofistike hareketler değil, niyet.” Bunu örneklerde de çok net görebiliyoruz. Bu tür operasyonlar için gereken kapasiteyi kimse kurmaya çalışmıyor, satın alıyorlar. Fransa’da bir dijital reklam ajansı ve İstanbul’da bir bilişim şirketi, muhtemelen sıradan işlerinin yanında bu operasyonları da yürütmüş. Raporun bu modele verdiği ad “hizmet olarak etki” ve önemli bir ayrıntı var. İşi ısmarlayana inkar etme imkanı da sağlıyor.
Üstelik bir ordu beslemenize de gerek yok. Bangladeş’teki operasyon tek bir kişinin işi. Avrupa’daki siyasi kurumları hedefleyen fişleme platformunu, milyonlarca satırlık veritabanıyla birlikte, yine tek bir kişi kurmuş.
Yan yana koyunca çıkan sonuç şu. Bir operasyonun arkasında kim olduğunu artık yeteneğine bakarak anlayamıyorsunuz. İran ya da Rusya olması hepimize normal gelebilir. Asıl mesele, aynı kapasitenin kuzey Bangladeş’te ufacık bir şehirde yaşayan tek bir kişide de bulunması.
Maliyet
Başa dönelim.
NSA’nın çözemediği şey teknik bir problem değildi. İnsanların niyetlerini bilmek gerçekten imkansız. Otuz yıl boyunca eksik olan parça buydu ve devasa bütçelerle bile bunu çözemedi.
Bugün o parça yerine oturdu. Hem de zorlama yok, mahkeme kararı yok, gizli bir program yok. İnsanlar planlarını, gerekçelerini ve henüz kimseye söylemedikleri şeyleri, ham halde, prompt olarak yapay zekâya veriyor. Bunu yapmalarının nedeni de işe yarar bir çıktı almak istemeleri. Tarihte ilk kez istihbarat verisi toplama maliyeti negatif. Yani veriyi veren taraf bunun için abonelik ücreti ödüyor.
Bu mekanizma bugün iyi çalışıyor. Yakalananlar da yakalanması gerekenlerdi. Üstelik şirket bunu gizlemiyor hatta detaylarıyla birlikte kendisi yayımladı. Bu istihbarat örgütlerinin asla yapmayacağı bir şey.
Peki bu durumun böyle sürmesinin bir garantisi var mı?
Belki şirketin iyi davranmayı sürdürme isteği. Bunu devam ettirmezlerse neler olur?
Bunun cevabını sizden bekliyorum.


