Seçim Paradoksu, Yazılımcıları Donduran Çark
Bu yazıyı konuk yazarımız, Zikriye Ürkmez kaleme aldı. Keyifli okumalar.
Konuk yazarımız Zikriye Ürkmez, yazılım mühendisi olarak; güçlü ekipler kurmaya, verimli süreçler tasarlamaya ve uzun vadede sürdürülebilir yapılar inşa etmeye odaklanıyor. Yazılarında mühendislik kültürü, ekip çalışması ve yazılım mimarisi üzerine samimi ve deneyim odaklı paylaşımlar sunuyor.Seçim Felci
Yıllardır bir trençkot almak istiyorum. Klasik, uzun, zamansız bir parça. Aklımda net bir görüntü var ama mağazaya girdiğimde her seferinde aynı şey oluyor: bu model mi, o renk mi, bu marka mı? Sonra aklıma geliyor, online’da binlerce seçenek var, burada gördüğüm sadece küçük bir kesit. Mağazadan eli boş çıkıyorum. Yıllar geçti, trençkot hala yok. Artık fiziksel mağazalara da pek girmiyorum; online mağaza çeşitliliği çok çekici.
Yıllar evvel bu durum böyle değildi. Rafta üç model vardı, bütçen ikisini eliyordu, kalan birini alırdın. Aylarca o kıyafetin sevincini de üzerinde taşırdın. Seçenek azdı ama tatmin tamdı. Yeterliydi.
Barry Schwartz bunu Paradox of Choice’ta uzun uzun anlatıyor. Seçeneğin artması özgürlük gibi görünür. Ne kadar çok seçenek o kadar özgürsün, sana sunulan ile yetinmek zorunda değilsin. Kulağa çekici geliyor. Bugün etrafımızda seçenekten daha bol ne var? Peki özgür hissediyor muyuz?
Developer’ların Seçim Cehennemi
Soyut kalmasın bu. Developer dünyasına bakalım.
Her hafta yeni bir AI aracı, her güne bir karşılaştırma videosu. 6 ay öncesinin “en iyisi” çoktan tarihe karışmış. Akış durmadan devam ediyor: hangi IDE, hangi LLM, hangi workflow, hangi agent framework. Bunları takip etmek bir iş haline geldi, hatta asıl işin önüne geçti.
Ve bu akışı besleyenler var. GPT’ye iki gün önce öğrendiği bilgiyi yazdırıp video yapanlar, sonra o videoyu kendinden bir şeymiş gibi servis edenler. Sen eksiksin, geri kaldın, tren kalktı. İçeriğin kalitesi önemli değil. Önemli olan kaygıyı canlı tutmak. Çünkü kaygı tıklatıyor, kaygı izlettiriyor, kaygı abone yaptırıyor.
Bunların bir kısmı dürüst ve gerçekten keşiften geliyor. Bunu es geçmeyeyim. Ama büyük çoğunluğu kaygıyı beslemek üzerine kurulu. Pain point’i yakaladılar bir kere, basmadan geçmezler.
Biz developer’lar teknik bilgi gördük mü içimize alırız. Kaçırmaktan çok korkarız. Yıllarca güncel kalmak için çabaladık, en konforlu alanlarımızı kendi elimizle bıraktık, iş değiştirdik. “Geri kalma” korkusu çok eski ve tanıdık bir kaygı. Şimdi kimsenin yetişemeyeceği bir ivmeye karşı “geri kaldın” diyorlar. En yumuşak yerden vuruyorlar.
Etrafımda donmuş developer’lar görüyorum. Hangi aracı kullanacaklarına karar veremeyen, bir şeye başlamadan önce “ama ya daha iyisi çıkarsa” diye bekleyenler. Amigdalası şaha kalkmış at gibi tetikte; savaş, kaç ya da don. Çoğumuz donduk. Üstelik ortada gerçek bir savaş bile yok.
Seçenekten Çalınan Haz
Seçenek bolluğunun sessizce çaldığı bir şey var: seçiminden aldığın haz.
Az seçenek varken beklentin de o kadardı. Seçtin, tatmin oldun, devam ettin. Şimdi ise “öteki” her zaman kapının önünde bekliyor. Seçimin müthiş bile olsa, vazgeçtiklerinin çekici tarafları sana fırsat maliyeti olarak geri döner. Koltuk takımını aldıktan iki gün sonra aynısının yarı fiyata düştüğünü görmek gibi. Koltuk iyi, ama artık rahat rahat oturamıyorsun.
Dahası, seçenekler arttıkça beklenti de yükseliyor. Yüzlerce parametre arasından en iyisini seçmek zorundasın, en azından öyle hissediyorsun. Ve o yüzden ya seçemiyorsun, ya da seçtiğin seni tatmin etmiyor. İkisi de aynı kapıya çıkıyor.
Burada FOMO devreye giriyor (başkalarının daha tatmin edici deneyimler yaşadığı hissi ve bunları kaçırma korkusu). Bir şeye dikkat çekmek istiyorum: kaçırmak ile vazgeçmek aynı şey değil. Vazgeçmek bilinçli bir eylem. “Bu aracı biliyorum, şu an benim için değil” diyebilmek. Kaçırmak ise farkında olmadan ya da hayıflanarak kaybetmek duygusu. Sosyal medya her seçimi kaçırma gibi hissettiriyor; biz ise bilinçli bir tercih yaptığımızı bile unutuyoruz.
FOMO bir kaygı hali. Beyin için bir alarm. Normalde gerçek bir tehdit karşısında devreye girer. Şu an ise günde onlarca kez çalıyor; bir LinkedIn bildirimi, bir X thread’i, bir YouTube başlığı yüzünden. Bunun özgürlükle uzaktan yakından ilgisi yok.
Çark Nasıl Dönüyor
FOMO daha fazla seçeneğe yönlendiriyor. Daha fazla seçenek karar yorgunluğu yaratıyor. Karar yorgunluğu seçim felcine dönüşüyor. Seçim felci fırsat maliyeti hissini büyütüyor. Büyüyen fırsat maliyeti daha fazla FOMO üretiyor.
Döngü bu. Ve içinden çıkmak daha hızlı koşmakla olmuyor. Koşmaya çalışırsan çark sadece hızlanıyor.
Az Şeyle Daha İleri Gitmek
Döngüden çıkmanın bir yolu var, ama sezgiyle çelişiyor.
Daha fazla takip etmek, daha fazla karşılaştırmak, daha fazla değerlendirmek çözüm gibi görünüyor. “Henüz doğru aracı bulamadım, o yüzden seçemiyorum” hissi bunu meşrulaştırıyor. Oysa sorun araç eksikliği değil, seçenek fazlalığı. Çözüm de daha fazlasında değil.
Azaltmak bir seçenek. Kullandığın araç sayısını bilinçli olarak kısmak. Bir AI aracını seçip geri kalanı gürültü saymak. Karşılaştırma videolarını algoritmandan çıkarmak. “Belki daha iyisi vardır” sorusunu sormaya değer bulmamak, en azından bir süre.
Bu kayıp gibi hissettiriyor. Çünkü vazgeçmek ile kaçırmak arasındaki farkı içselleştiremedik. Ama gördüğüm kadarıyla bir araçla derine inen developer, beş aracı yüzeysel bilen developer’dan çok daha hızlı ilerliyor. Az şeyle daha ileri gidiliyor; bu sezgiyle çelişiyor ama pratikte böyle işliyor.
Less is more klişe oldu ama gerçek.
Parmaklarını Oynat
Normal bir şey yaşamıyoruz. Ama her şey hissiyat da değil; meslek gerçekten değişiyor. Soru şu: yaşadığın baskının ne kadarı gerçek, ne kadarı kaygının ürettiği gürültü? Bu ikisini ayırt etmeden atılan her adım çarkı daha da hızlandırıyor.
Bunun için önce bilinçli vazgeçmeyi devreye almak gerekiyor. Takip etmediğin bir framework’ü kaçırmıyorsun; vazgeçiyorsun. Denemediğin bir feature’ı, okumadığın bir release notunu, girmediğin bir tartışmayı kendin seçerek geride bırakıyorsun. Bu fark küçük görünüyor ama zihnin üzerindeki yükü değiştiriyor. Kuşatılmak ile sınır çizmek arasındaki fark bu.
Seçim felcinden koşarak çıkamazsın. Zaten koşmaya çalışmak çarkı hızlandırıyor. Önce parmaklarını oynatıyorsun. Bir şeye odaklan, bir süre sadece ona bak, geri kalanı kapat. Küçük bir tamamlanma hissi, bir sonraki adımın zeminini kuruyor. Büyük kararlar değil; küçük, somut, geri dönüşü olan tercihler.
Bu yazıyı ben de öteledim. Daha bakacağım kaynaklar vardı, daha iyi bir versiyonu olabilirdi. Ama yazdım. Eksik de olsa tamamladım.
Belki bu yeterlidir.
Bu yazıyı yazarken zihnimde olan kitaplar
Barry Schwartz, Paradox of Choice, makalenin omurgası bu kitap. Seçenek bolluğunun özgürlük değil yük yarattığını uzun uzun anlatıyor. Aşağıdaki youtube yayınında yazarın kendisi aşağı yukarı kitabın tüm çerçevesinden bahsediyor.
Dan Ariely, Akıldışı Ama Öngörülebilir - kararlarımızı şekillendiren görünmez kuvvetler üzerine. Neden mantıklı gibi görünen seçimler çoğu zaman mantıklı değildir.
Adam Phillips, Kaçırdıklarımız - vazgeçtiklerimizin ve yaşamadıklarımızın zihnimizde nasıl bir yer tuttuğunu düşünen, farklı bir ses. Fırsat maliyeti hissini bu kadar derine inen başka bir kitap okumadım.
Cal Newport, Dijital Minimalizm - gürültüyü azaltmak için somut bir çerçeve arıyorsan buraya bakabilirsin.



Her konuda üstümüze seçenek boca ediliyor. Sonra pazar sabahı kalkıp ilk iş yeni çıkan LLM i test etmeye çalışıyoruz. Hayat zordu, daha da zorlaştı.