Kimse yürümeyi bırakmaya bir anda karar vermedi.
Önce asansör geldi. Sonra otomobiller, yürüyen merdivenler… En sonunda kapımıza kadar gelen market siparişleri. Her biri küçük bir kolaylık gibi gözüktü. Ve hiç birine biz karar vermedik. Sonuçta bugün otomobile atlayıp spor salonuna gidiyoruz. Koşu bandında yürümek için de üstüne para veriyoruz.
Yürümek zor olduğu için hobiye dönüşmedi. Gerekli olmaktan çıktığı için dönüştü.
Tarihteki bu örnekleri çoğaltabilirim. Hayvancılık başlayınca avcılık geçim kaynağı olmaktan çıktı. Matbaadan sonra hat sanatı, sanayileşmeden sonra ahşap işçiliği, motorlu taşıtlardan sonra binicilik aynı yolu izledi. Aslında hiçbiri ölmedi, hala yaşıyorlar. Ama artık kimse karnını doyurmak için ava çıkmıyor.
Bu listeyi ben yapmadım. Diomidis Spinellis’den ödünç aldım.
Mezar kazmak
Spinellis, bilgisayar mühendisliği profesörü ve IEEE Software’in eski genel yayın yönetmeni. 8 Ekim’de yayımladığı “Thinking will become a hobby” yazısına, bu satırları yazmanın kendi mezarını kazmak gibi hissettirdiğini söyleyerek başlıyor.
Yazısındaki tez şu: bugünkü bilişsel işin büyük kısmını yapay zeka devralacak. Üç nedenle bunu savunuyor. Daha iyi performans, daha düşük maliyet ve kesintisiz erişilebilirlik. Bir miktar direniş olacağını da öngörüyor. Bilişsel işlerde çalışanlar, el emeğiyle çalışanlardan daha fazla ekonomik ve örgütsel güce sahip. Hükümetler düzenleme ve vergiyle yapay zekayı frenlemeye çalışacak. Ona göre bu tür engellemeler geçmişte işe yaramadı, şimdi de yaramayacak.
Sonra yukarıdaki listeyi yazıyor ve tezini tek cümle ile özetliyor. Makineler fiziksel faaliyetin büyük kısmını zorunluluktan seçime çevirdi, yapay zekâ da insan düşüncesini ekonomik amacından ayıracak.
Teşhise büyük ölçüde katılıyorum. Ama reçeteye katılmıyorum.
Esnek ol, uyum sağla
Spinellis yazısını şöyle bitiriyor: bu geçiş zorlu ve stresli olacak, bu yüzden yapay zekânın ilerlemesine ayak uydurmalı, esnek, uyumlu ve dayanıklı olmalı, işin ötesinde anlamlı bir hayat kurmalıyız.
Bence bu bir reçete değil, bir teselli. Tam anlamı ile kişisel gelişim kitaplarından fırlamış cümleler gibi geldi bana.
Yapısal bir dönüşüme bireysel bir karakter tavsiyesiyle cevap veriyor. Esnek olmak, bir şeyi kaybettiğini fark etmeni sağlamaz. Dayanıklı olmak, kaybın kimin aleyhine işleyeceğini değiştirmez. Daha önemlisi, yazının içinde gözden kaçan bir döngü var. Spinellis yapay zekânın üstünlüğünü anlatırken OECD verilerine dayanıyor. Yetişkinlerde temel bilgi işleme becerileri zaten düşük, öğrencilerde ise düşüş trendinde. İnsandaki bu gerilemeyi yapay zekânın kazanmasının nedenlerinden biri olarak okuyor. Peki bu gerileme kısmen devretmenin sonucuysa?
Daha az düşünürüz, düşünmede körleşiriz. Yapay zekâ gözümüze daha iyi görünür, bu yüzden daha fazlasını devrederiz. Kaçınılmazlık dediğimiz şey insanın kendi eliyle, kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşür.
Kas
Bir beceriyi makineye devretmenin bizde ne izler bıraktığını tarih boyunca gördük.
Mesela, McGill Üniversitesi’nden araştırmacılar, 2020’de 50 sürücünün GPS alışkanlıklarını ve mekansal hafızalarını ölçtü. Hayatları boyunca daha çok GPS kullananlar, GPS olmadan yön bulmada daha kötüydü. Üstelik GPS’i daha çok tercih edenler bunu yön duyguları zayıf olduğu için yapmıyordu.
GPS bir beceriyi devraldı: yön bulmayı. Şimdi yapay zekâ başka bir şeyi devralıyor.
Microsoft Research ile Carnegie Mellon’un 2025’te yayımladığı çalışma, yapay zekâyı işinde düzenli kullanan 319 bilgi çalışanına düşünme alışkanlıklarını sordu. Yapay zekâya güven arttıkça eleştirel düşünme çabası azalıyor. Aslında düşünme tam olarak ortadan kalkmıyor ama biçim değiştiriyor. Üretmekten denetlemeye, yazmaktan onaylamaya evriliyor. Şuna dikkatinizi çekerim, rutin işler devredildiğinde düşünmeyi pratik yaparak koruma fırsatımız da kaybolmaya başlıyor.
Belki de en rahatsız edici yanını konuşmamız lazım. Kendi düşünme çabamızı anlatırken bile azaldığını kabul ediyoruz.
Devir
Bu görüşüme karşı düşünceler de olacaktır. Sanırım şöyle bir itiraz gelecektir. Sokrates da yazının hafızayı zayıflatacağından korkuyordu. Hesap makinesinin matematiği, GPS’in yön duygusunu bitireceği söylendi. Bunlar kısmen doğru çıktı ama medeniyet de çökmedi. Belki bu da öyle olur.
Ama bugüne kadar araçlar bir becerinin yerine geçti. Yazı hatırlamayı, hesap makinesi dört işlemi, GPS yön bulmayı. Lakin hesap makinesi hangi işlemi yapacağınızı seçmiyor.
Yapay zekâ ise tam da bunu yapıyor. Mesela bir makaleyi özetlerken hangi kısmın önemli olduğuna o karar veriyor. Eposta yazarken içeriğe yine o karar veriyor. Hatta bir tartışmada kimin haklı olduğunu yapay zekâya soruyoruz. Daha da ilginci onun verdiği cevabı aynen kabulleniyoruz. Kısaca devredilen şey artık bir beceri değil. Kararı ona devrediyoruz.
İşimizi savunacağız, sonra?
Spinellis’in direniş öngörüsü doğru olabilir. Bilgisayar başında bilişsel işeri yapanlar işlerini korumak için sert bir mücadele verecek. Asıl paradoks burada başlıyor.
İşimiz için direneceğiz, tamam. Öbür tarafta düşünmeyi ise kendi elimizle, gönüllü ve sessizce bırakacağız. Kimse bir sabah düşünmeyi bırakmaya karar vermeyecek. Sadece okumadan özet isteyecek, yazmadan onaylayacak, karar vermeden soracak.
Direniş bir tehdide karşı örgütlenir. Kolaylığa karşı kimse örgütlenmez.
Seçmeli olan seçkinleşir
Spinellis’in listesine bir kez daha bakalım. Avcılık, hat sanatı, el yapımı mobilya, binicilik. Bugün hepsi pahalı şeyler. Zorunluluktan çıkan şeyler ortadan kalkmadı, seçkinleşti ve belirli bir zümreye ait oldu.
Düşünmek seçmeli bir derse dönüşürse, o dersi kim alacak? Vakti, merakı ve parası olan. Okul, düşünmeyi zorunlu tutan son yerlerden biriydi. Öğrenciler ise devretmekte en hızlı olanlar. Önceki örneklerde insanlar sahip oldukları bir beceriyi kaybediyordu. Burada beceri hiç oluşmayabilir. Mesela hiç yürümemiş biri için koşu bandının anlamı olmayacaktır.
Düşünmeyi seçenler, seçmeyenler adına karar verecek. Kısaca düşünmeyen bir toplum kendini yönetmez, yönetilir.
Zorunlu tutmak
Spinellis’in son cümlesi çok romantik. “Düşünerek geçimini sağlamaktan, düşünmeyi yaşanmaya değer bir hayatın parçası yapmaya geçmek.” Ama bu bir profesörün kişisel hedefi. Bir toplumun stratejisi olarak kurgulanması çok riskli.
Global ekonomik düzen düşünmeyi zorunlu tutmayı bıraktı. Onu zorunlu tutabilecek tek yer kurumlar: okullar, şirketler ve şirketleri yönetenler.
Bunun nasıl olabileceğine dair ipuçları yok değil Mesela 54 katılımcılı bir çalışmada, önce kendi başına yazıp sonra ChatGPT kullanan grubun beyin aktivitesi düşmedi. Tam tersi daha da arttı. Araç aynı ama sıra farklı. Tamam bu büyük bir araştırma değil ama bence bize anlamlı bazı ipuçları veriyor. Benim çıkarttığım sonuca göre önce düşün, sonra kullan.
Bu disiplini tamamen bireylerden beklersek boşa bekleriz. Kuruluşların da talep ettiği bir şey olmalı. Hadi itiraf edelim. Ekiplerimizin sadece çıktılarını ölçüyoruz. Ama kararlarına odaklanmıyoruz onları ölçmeye çalışmıyoruz. Düşünmenin gücü, yalnızca sonuca odaklanan ölçümlerde görünmez. Ölçülmeyen şey de korunmaz.
Somut olarak şöyle anlatayım. Performans değerlendirmesinde “bunu neden böyle yaptın” sorusunu merkeze koymak gerekiyor. Toplantıya yapay zekâ özetiyle değil, kendi okumanla gelmeyi beklemek. Okullarda yapay zekâsız düşünmeyi müfredat kararı olarak korumak.
Koşu bandı
Makineler bizi yürümekten kurtardığında, yürümeyi korumak için kimse uğraşmadı. Sonucunu biliyoruz.
Spinellis haklı olabilir: düşünmek bir hobiye dönüşüyor. Ama bir hobinin kaderi, ona kimin vakit ayırabildiğine de bağlı.
Yürümeyi bırakıp üstüne koşu bandına vakit ayıramayanların bacakları zayıfladı. Ama en azından bunu hissettiler. Düşünmeye vakit ayıramayanlar bunu fark etmeyecek bile. Çünkü fark etmek de düşünmenin bir parçası.
Bu sefer kaybedilen kas, hangi kasın önemli olduğuna karar veren kas.


