Geçtiğimiz haftalarda İsviçreli bir bilgisayar korsanı, sıradan görünen bir web sitesinin kaynak koduna gömülü gizli bir hazineye rastladı. Açtığında karşısına yirmi yıldır varlığını saklayan bir oluşum çıktı: Dialog. 2006’da kurulmuş, üye listesi bugüne dek hiç sızmamış, davetiyeyle girilen kapalı bir ağ. Sızan belgelerde iki yüzü aşkın kayıt var, ama asıl çarpıcı olan isimler değil, profiller: NATO’nun Avrupa’daki en üst komutanı, görevdeki bir hazine bakanı, ABD’nin iki büyük partisinden senatörler, istihbarat dünyasından figürler, dünyanın en tanınmış teknoloji şirketlerinin kurucuları, hatta bir Türk e-ticaret sitesinin kurucusu.
Sızıntılar bir başladı mı mutlaka devam eder. Wired dergisine kimliği belirsiz bir kaynak da başka bilgiler iletti. Ağustos’ta Dublin yakınlarındaki bir şatoda buluşacaklar. Oturum başlıkları oldukça ilginç gözüküyor: “III. Dünya Savaşı’nda Yol Almak”, “Nükleeri Geri Getir”, “Tarikat İnşa Et”. Üyelere özel bir çöpçatan uygulaması bile var; üyelerden ‘gizli kalacak’ denerek toplanan aşk hayatı ve siyasi görüş bilgileri de sızan veriler arasında. Kısacası Bilderberg’in teknoloji çağına uyarlanmış hali diyebiliriz. Peki bu ağı yirmi yıl önce kim kurdu ve neden kurdu? Cevap, bu günlerde çok sık duyduğumuz bir isim: Peter Thiel.
Bilderberg, 1954'ten beri her yıl gizlilik içinde toplanan; siyaset, finans, iş dünyası ve medyadan en üst düzey isimleri bir araya getiren kapalı bir konferans. Adını, ilk toplantının yapıldığı Hollanda'daki Hotel de Bilderberg'den alıyor. Konuşulanlar kayda geçmez ve basına kapalıdır. Tam da bu gizlilik yüzünden yıllardır "dünyayı gizlice yönetenler" temalı komplo teorilerinin baş aktörüdür.
Hayat Hikayesi
1967’de Frankfurt’ta doğan Thiel, bir yaşındayken ailesiyle ABD’ye göçtü, çocukluğunun bir kısmını çok ilginç bir tesadüfle gelecekteki ortağı Elon Musk gibi Güney Afrika’da geçirdi. Bugün Alman, Amerikan ve Yeni Zelanda pasaportuna sahip. Yani üçlü vatandaş. Evanjelik bir ailede büyüdü; kendini “heterodoks” bir Hristiyan olarak tanımlıyor. Stanford’da felsefe okurken, entelektüel zihin dünyasını şekillendirecek düşünür René Girard’la tanıştı.
1998’de Confinity’yi kurdu; şirket, Elon Musk’ın X.com’uyla 2000’de birleşip PayPal oldu (Musk ile ilk teması, sanılanın aksine Afrika değil, bu birleşmeydi). eBay satışından sonra, Silikon Vadisi’nin yarısını yönetecek “PayPal Mafyası” doğdu. 2003’te CIA’nın tohum yatırımıyla Palantir’i kurdu. Palantir yazısında da belirttiğim üzere şirketin adı, Tolkien’de geleceği gösteren ama bakanı yozlaştıran “gören taş”tan geliyor.
2004’te Facebook’un ilk büyük yatırımcısı olarak hayatımıza bir başka noktadan daha sızdı. Sonrası daha az bilinir ama bir o kadar anlamlı. 2009’da “Artık özgürlük ile demokrasinin bağdaştığına inanmıyorum” diye yazdı. Demokrasiyi CEO benzeri tek bir yöneticiyle değiştirmeyi savunan Curtis Yarvin’i fonladı; vergi ve devlet denetiminden bağımsız, okyanusta yüzen şehir-devletleri (”seasteading”) fikrini destekledi; ölümü “çözülecek bir problem” olarak gören longevity araştırmalarına hatırı sayılır paralar döktü. Ve tanıştığında genç bir yazar olan JD Vance’i önce Senato’ya, oradan başkan yardımcılığına kadar taşıdı. Yani Thiel yalnızca bir yatırımcı değil: ağ kuran, ideoloji finanse eden, elinden tuttuğunu kral yapan bir figür.
Üç Katman
Thiel’in hikayesini tek tek olaylar olarak okursanız, zengin bir adamın garip hobileri gibi görünebilir. Bir cemiyet, tuhaf bir toplantı serisi ve bir yazılım şirketi. Ayrı ayrı bakıldığında hiçbiri çok da garip değil. Ama bu üçünü yan yana koyduğunuzda ortaya tek bir örüntü çıkıyor. Dialog sızıntısının asıl önemi de burada. Çünkü Dialog tek başına yalnızca “yeni nesil bir Bilderberg” hikayesi. Ama diğer iki şeyle birlikte okununca... Bir yanda gücü bir araya getiren ağ, bir yanda bu gücün ne için kullanılacağını anlatan ideoloji, diğer yanda da onu sahada uygulayacak teknik altyapı. Sırasıyla: Dialog, Antichrist ve Palantir.
Dialog: Yukarıda anlattığımız cemiyet ya da oluşum. Ne derseniz. Bakan, komutan, senatör, kurucu… Farklı yapılardan en güçlü insanları yılda bir kez kapalı kapılar ardında toplayan bir yapı. Ama şunu da belirtmem lazım ki sızıntı ile ortaya çıkan isimlerin “üye mi, konuşmacı mı, misafir mi” olduğu net değil. Aslında cemiyetten çok, seçkinleri aynı odaya çeken bir mıknatıs. Ama o mıknatısın kutbu belli.
Antichrist: 2025 sonbaharından beri Thiel, San Francisco’dan Roma’ya uzanan, davetiyeyle girilen kapalı toplantılar yapıyor. Konusu Deccal üzerine. Tezi şaşırtıcı. Ona göre Deccal korkulacak bir karakter değil; barış ve güvenlik vaat eden bir koruyucu. Muhtemelen bir kişi bile değil, bir tek dünya devleti. İnsanlık nükleer savaş, iklim ve kontrolsüz yapay zekâ korkusuyla o kadar dehşete düşer ki, kurtuluşu her şeyi gözetleyen küresel bir otoriteye teslim olmakta arar. Argüman, fikren beslendiği Girard ile hukukçu Carl Schmitt’in düşünceleri üzerine kurulu.
Palantir: Her şeyi gören, her şeyi birleştiren küresel gözetim sistemi. Palantir; e-postaları, finansal hareketleri ve sosyal medyayı tek bir profilde birleştiriyor, devletlere, istihbarata ve kolluk kuvvetlerine hizmet veriyor. Pazarlama vaadi ile yaptıkları tutarlı. Üstelik bu vaat tıpatıp aynı: huzur, güvenlik, kaostan gelen düzen. Yani Deccal’in habercisi dediği sloganı, kendi şirketinin reklam metni yapmış durumda.
Komplo Teorisi
Burada kolay yol, “Thiel yeni dünya düzenini kuruyor” deyip komplo teorisine sığınmak olurdu. Ama bunu kanıtlayamayız. Dialog ideolojik olarak fazla karışık ve Thiel kendini tek dünya devletine karşı konumlandırıyor. Palantir de sonuçta bir şirket. Üçünü “gizli bir efendi planı” diye birbirine eklemek, var olmayan bir yapıya kılıf aramak olur.
Ama asıl çarpıcı olan başka bir şey, bunların hepsinin tek adamda birleşmesi. Ve burada Thiel’in kendi düşünce yapısı imdada yetişiyor. Beslendiği felsefi doktrine göre, Deccal’i durdurmak için ona biraz benzemek gerekir. Bu gözle bakınca çelişki çözülür. Küresel gözetim devletini engellemek adına küresel gözetim altyapısı kurmak. Tek dünya düzenini reddederek, tam da onu engelleyecek aracı geliştiren kişi olarak kendini konumlandırıyor.
Siz de bir düşünün. Bir adam bütün bu katmanları inşa ediyorsa, bu tesadüfi bir güç yoğunlaşması mıdır, yoksa bir şeyin sessiz inşası mı?


