György Lukács, ki karizmatik solcu bi abimizdir, 1923’te yazdığı Tarih ve Sınıf Bilinci’nde bir kavram geliştirdi: şeyleşme. Marx’ın meta fetişizmini alıp bence çok daha derin bir yere taşıdı. Şöyle dedi: kapitalist üretim ilişkileri içinde sadece nesneler değil, insan ilişkileri, düşünceler, yetenekler ve nihayetinde insanın kendisi de bir meta haline gelir. Ölçülür, fiyatlandırılır, birbiriyle değiştirilebilir birimlere dönüşür. Ve bu dönüşümün en sinsi yanı şudur: zamanla bu düzen o kadar normalleşir ki insanlar başka türlü var olmayı hayal edemez hale gelir. Sistem artık dışarıdan bir baskı değildir; içimizde bir mantık olarak işler.
Ford bandı bu analizin klasik örneğidir. İşçi artık bütün bir eşyayı üretmez, sadece bir vida sıkar, sadece bir kolu çeker. Emeğin nihai ürünle bağlantısı kopar. Ama beden hâlâ oradadır, eller hâlâ bir şeye dokunur, tezgah hâlâ fiziksel bir gerçekliktir. Yabancılaşma somuttur, görünürdür, hissedilebilir. Bu yüzden karşı da durulabilir.
Şimdi buraya kadar olan kısmı cebimize koyalım.
Her gün X’de işlerini yapay zeka ile otomatize eden girişimciler, pazarlamacılar, vibe coderlar, uzmanlar görüyorum. İşler kendi kendine yapılıyor, kodlar yazılıyor, pipeline’lar kurularak paylaşımlar yapılıyor.
Peki gerçekten neye yarıyor? Bana, bu içerikleri tüketen kişi olarak Merve’ye sorarsanız AI slop bir internet manzarası üretiyor. Ama biraz daha derinden bakarsam, bir beyaz yakalı, üreten bir insan olarak bana ne yapıyor? Bu sorunun peşine düşmek istedim.
Bence, yapay zeka otomasyonu Marx’ın bahsettiğinden çok daha derin bir kopuşu üretiyor. Ford bandından niteliksel olarak farklı çünkü hedef değişiyor. Köyden gelip Ford fabrikasında işe giren Hans’dan bedensel bir beceri alınıyordu. Yapay zeka ise avukatın, analistin, yazarın, tasarımcının “ben buyum” dediği şeyi elinden alıyor bence; yani bilişsel kimliği. Avukat kendini hukuki analiz yapabilmesiyle tanımlar. Analist veriyi yorumlayabilmesiyle. Yazar düşüncesini dile getirebilmesiyle. Copy writer sattıracak ifadeleri bulmasıyla. Bu tanımlamalar Ford işçisinin vidasından çok daha derin bir özdeşleşme noktasıdır. (Buradan bir linç gelmez umarım).
Lukács’ın şeyleşmesi burada tam anlamıyla devreye giriyor. Ford işçisi en azından sistemin dışında olduğunu hissedebilirdi. Bant ona yabancıydı, direnilebilirdi. Ama yapay zeka otomasyonunda şeyleşme çok daha içe işliyor. Çünkü bir süre sonra insan kendi düşünce sürecini de o mantıkla değerlendirmeye başlıyor. “Bunu ben mi yaptım, yapay zeka mı, ne fark eder, çıktı aynı” dediğin an Lukács’ın tam olarak tarif ettiği noktadasın: artık kendin de kendi emeğini bir meta gibi fiyatlandırıyorsun. Şeyleşme dışarıdan gelmedi, içinden büyüdü.
OpenClaw gibi otomasyon araçlarını da bence bu çerçeveden okumak gerekiyor. Söylem her zaman aynıdır: verimliliği artırır, tekrarlayan işleri ortadan kaldırır, avukata “gerçek hukuki düşünme” için zaman açar. Bu söylemin içinde bir kabul var: tekrarlayan iş, anlamsız iştir. Oysa tekrarlayan iş bence aynı zamanda becerinin inşa edildiği yerdir. Bir avukat binlerce sözleşmeyi okuyarak, onları karşılaştırarak, ince farkları fark ederek büyür. O süreç içinde ne olduğunu öğrenir; sadece sonucu değil, o sonuca ulaşmanın dilini ve sezgisini öğrenir. Eğer bu süreç sisteme devredilirse, geriye kalan şey “gerçek hukuki düşünme” değil, boş kalmış bir operatördür.
Benim asıl endişelendiğim nokta bir sonraki nesil. Çünkü sadece bir kişinin mevcut kapasitesini kaybetmesinden söz etmiyoruz . Bir sonraki kuşağın o kapasiteyi hiç inşa etmeden büyümesinden söz ediyoruz. Erich Fromm bunu “olmak yerine sahip olmak” diye formüle etmişti. Yapay zeka bu gerilimi olağanüstü bir netlikle yüzeye çıkarıyor: artık bir şeye sahip olabilirsin, onu yapan olmadan.
Ford bandının yabancılaşması insanı bedeninden kopardı. Yapay zeka otomasyonunun yabancılaşması bence insanı zihnsel becerilerinden koparıyor. En azından kendimde gözlemlediğim bu. Yapay zekaya emanet ettiğim hiçbir işi öncesindeki kadar kıvrak ve hızlı yapamıyorum. Dünya çapında verimlilik dili içinde sunulan bu kolaylığa yine de karşı koyamıyorum, koyamam, çünkü bir profesyonel olarak bana kazandırdığı hız beni sektörde tutuyor. Lukács’ın bir sözüyle bitirmek isterim: bir sistemin en güçlü olduğu an, eleştirisi için dili de kendisinin belirlediği andır. Şu an tam da o noktadayız. Yapay zekanın bize ne yaptığını konuşmaktan vazgeçmeyelim. Vazgeçmeyelim ki profesyonel hayatlarımız kalıcı olarak değişirken özne olarak kalabilelim.




