Şirketler Agentlara Emanet, Peki Ya Agentlar?
Şirketler yapay zekâ ile hız kazandığını sanırken, içeride görünmeyen bir kontrol ve koordinasyon krizi büyüyor.
Pazarlama gündemine dair neler var diye haberlere göz atarken bir kavram dikkatimi çekti: Agent sprawl. Biliyorum pazarlama ile bir ilişkisi yok ama bir anda okumalarımı bunun üzerine yapmaya başladım ve bu konu üzerinden bir yazı yazmak istedim.
Son zamanlarda görmekten hepimizin bıktığı postlar var. Hepsi de yapay zekâ üzerine. Ama benim ilk günden beri kafamda tek bir soru var. Biz bu mereti gerçekten verimli şekilde kullanabiliyor muyuz? Ya da en verimli şekilde kullanmanın bir yolu var mı?
Meret, çoğu zaman adı anılmak istenmeyen, hafif küçümseme ya da sitemle sözü edilen şey veya kimse anlamındadır. Uğursuzluk, sıkıntı ya da başa iş açan çağrışımı da taşır.
Bir süredir ortaya çıkan tablo bana şunu düşündürüyor. Şirketler yapay zekâyı kullandıkça sadeleşmiyor. Aksine, iç yapı daha karmaşık hale geliyor. Her ekip kendi ihtiyacına göre bir agent kuruyor, başka bir ekip başka bir araç bağlıyor, bir diğeri yeni bir otomasyon ekliyor. Bir süre sonra ortada güçlü bir sistem oluşmuyor. Birbirinden kopuk, kimin ne yaptığı tam bilinmeyen, etkisi ölçülmeyen bir yapı oluşuyor.
Agent Enflasyonu
Bugün agent üretmek zor iş olmaktan çıktı. Low-code araçlar, hazır modeller, API’ler ve prompt tabanlı kurulumlar sayesinde neredeyse her ekip kendi agent’ını kurabiliyor. Bir ekip içerik üretimi için agent açıyor. Satış ekibi lead sınıflandırma için başka bir yapı kuruyor. Finans tarafı fatura akışını otomatikleştiriyor. Operasyon kendi işini kolaylaştıracak başka bir katman ekliyor. Her biri ilk bakışta mantıklı, hatta verimli görünüyor.
Fakat bir süre sonra şu soruyu sormaya başlayacağız: Bu agentlar gerçekte ne üretiyor? Ve şu soruları her şirket sormaya başlayacak:
-Kaç agent var?
-Kim kurdu?
-Ne işe yarıyor?
-Hangi veriye erişiyor?
-Hangi kararı etkiliyor?
-Gerekli mi?
Microsoft’un çizdiği tablo bu yüzden önemli. Fortune 500 şirketlerinin %80’inden fazlasında aktif AI agent kullanımı var. Yani mesele deney aşamasını çoktan geçti. Ancak şirketler yapay zekâyı yönetmeye başlamadı.
Gartner tahminine göre ise 2026 sonuna kadar kurumsal uygulamaların yüzde 40’ında görev odaklı AI agentlar yer alacak. 2025’te bu oran yüzde 5’in altındaydı. Agent enflasyonu bu olsa gerek.
Kurumsal Aklın Parçalanması
Bu meselenin en tehlikeli yanı Agent sprawl’un ilk bakışta başarı gibi görünmesi aslında. Süreçleri hızlandırıyor, verimli çıktılar alınıyor ve postlara bakılırsa inanılmaz başarılar sağlıyor. Böyle bakınca her şey yolunda sanılıyor.
Fakat bana göre müşteri yolculuğuna dokunan sistemler ortak bir akıl yerine parçalı kararlar üretmeye başlayacak. Bir yerde istenen veriler bozulacak, başka bir yerde gereğinden fazla bilgi açığa çıkacak, bunlarla da kalmayıp yanlış yönlendirmeler ortaya çıkacak. Büyük kırılmalar çoğu zaman tek seferde yaşanmaz. Güven, sessiz sessiz aşınır. Ve en yüksek maliyet de burada başlar.
Salesforce Connectivity Benchmark verisine göre ortalama bir kurum 12’den fazla agent kullanıyor ve bu agent’ların yüzde 50’si koordineli bir agent sisteminin parçası değil. Çok büyük bir oran. Kontrolsüz bir güç var karşımızda.
Güven sarsıldığında ise mesele teknik hata olmaktan çıkar. Ekipler sistemi kullanırken temkinli davranmaya başlar. Her adımın üstüne ek kontrol katmanları eklenir ve akış yavaşlar. İnsanlar yeniden manuel kontrole döner. Başta verim için kurulan yapı, bir süre sonra sürtünme üreten bir düzene dönüşür.
Bu senaryo gerçekleşecek mi? Bekleyip göreceğiz.
Shadow IT Geri mi Geldi?
Teknoloji dünyası daha önce buna benzer bir dönemi yaşadı. Ekipler merkezi onay beklemeden kendi yazılımlarını kullanıyor, şirketin teknoloji yapısı da bunu sonradan fark ediyordu. Buna Shadow IT deniyordu. Yani kurumun resmi teknoloji düzeninin dışında, ekiplerin kendi başına kurduğu dijital düzen dönemiydi diyebiliriz.
Bu tabloyu şimdi de yapay zekâ ile yaşıyoruz. Bir aracın şirket içinde görünmeden kullanılması elbette riskli, ama karar süreçlerine dokunan, veri çekip aksiyon alan bir yapının görünmeden büyümesi bu riski daha da katlıyor. Birinde şirket dışında kalan dağınık bir teknoloji kullanımı var iken diğerinde ise şirketin içinde, kimin nasıl yönettiği net olmayan görünmez bir karar katmanı oluşuyor.
Verilere göre şirketlerde 3 milyondan fazla AI agent çalışıyor ve bunların yalnızca yüzde 47,1’i aktif olarak izleniyor. Veriler yalan söylemiyorsa yaklaşık 1,5 milyon agent denetime tabi olmadan çalışıyor.
Agent sprawl böyle bakınca klasik bir araç kalabalığı olarak değerlendirilemez. Şirket içinde birbirinden habersiz büyüyen küçük yapay zekâ düzenlerinin toplamı diyebiliriz. Her ekip kendi işini hızlandırmak için en iyi aracı seçtiğini düşünüyor. Fakat toplamda ortaya çıkan şey ortak akıl değil, parçalı bir yapı oluyor. Şirket tek bir sistem gibi davranmıyor, yan yana duran küçük sistemlerin toplamına dönüşüyor.
Agent’ların Sahibi Kim?
Yapay zekâ konuşulurken herkes güvenlik kısmına değiniyor. Bence ilk kırılma orada başlamıyor. İlk kırılma görünmezlikte başlıyor.
Görmediğini yönetemezsin. Dahası kayıt altına almadığın yapıya sınır koyamazsın. Sahibi belli olmayan agent’a hesap soramazsın. Microsoft bu yüzden “control plane” fikrini öne çıkarıyor. Önce envanter, sonra kimlik, sonra yetki, sonra izleme.
Bu çok sıradan bir öneri gibi durabilir. Ama şirket içinde çalışan dijital aktörlerin kim olduğunu bilmiyorsan, sen yönetmiyorsun demektir. Agentlar yönetim hissini sana verse de kontrol çoktan dağılmış oluyor.
Verimlilik, Hız ve Güçlü Ekip
Yapay zekâ konuşulurken en çok kullanılan kelimelerden biri verimlilik. Fakat burada verimlilik kelimesinin karşılığı sanki hız gibi algılanıyor. Hız ise tek başına başarı anlamına gelmiyor. Bu zamana kadar takip ettiğim kadarıyla agentlar sistemi büyütmüyor. Daha çok karmaşayı belirli bir düzene sokup ölçeklendiriyor.
AI tarafında bugün en romantize edilen kelime verimlilik ile birlikte ekipleri güçlendirelim söylemi. Herkes kendi işine uygun çözüm üretsin, hız kazanalım. Kâğıt üstünde güzel.
Pratikte ise çoğu zaman şirket tek bir akıl üretmek yerine, birbirinden habersiz küçük otomasyon adacıkları oluşturuyor. Bu yüzden Agent sprawl kavramı bir parçalanmaya dönüşüyor.
Agent’ları Kim Kontrol Edecek?
Buradaki bir ironi var aslında. Yapay zekâ ile hız kazanmak isteyen şirketler, bir süre sonra o hızı kontrol edebilmek için yavaşlamak zorunda kalacak. Düzensiz bir agent yapısı işi hızlandırmanın ötesinde bir kaosa sebep olacak.
Önümüzdeki dönemde başarı için en çok agent’a sahip olmak ya da en popüler modeli kullanmak bir şey ifade etmeyecek. Şirketler şu soruların cevabını arayacak
-Kim neyi neden kurdu? Hangi sistem neye erişiyor?
-Hangi agent hangi sınır içinde çalışıyor?
-Kim performansı izliyor?
-Gerektiğinde kim durdurabiliyor? Burada da governance yani bir kontrol mekanizması gerekliliği ortaya çıkacak. Şu an bu yapı yavaşlatıcı bir katman gibi görüniyor olabilir. Fakat dağınık büyümeyi önlemenin de başka yolu gözükmüyor. Agent’ların çoğalmasını engelleyen, sahipliği netleştiren ve agentların ne için kullanıldığını belirleyen bir yapı olmalı.
Bu yapı nasıl olmalı?
Şirket içinde hangi agent var, kim kurdu, neye erişiyor, hangi işi yapıyor sorularının tek yerde toplandığı bir kayıt sistemi kurulmalı.
Her agent için bir sorumlu atanmalı. Hangi veriye erişeceği, nerede aksiyon alabileceği ve insan onayı gerekeceği baştan belirlenmeli.
Ekiplerin bağımsız şekilde agent çoğaltması yerine ortak kurallar, onay mekanizması ve performans takibi kurulmalı.
İş sadece teknolojiye ayak uydurmakla kalmıyor, asıl mesele bu sistemi yönetebilmek aslında.


