Yapay Zekâ Kabız Yapar mı?
Yapay zekânın hız ve verimlilik vaadi, kontrolsüz kullanıldığında üretkenliği artırmak yerine düşünceyi tıkayan bir illüzyona dönüşüyor.
Başlığa bakınca aklınıza ilk gelen kabızlıktan söz etmiyorum elbette. Yapay zekâ dünyamızı ele geçirmeye başladığı andan itibaren getirecekleri belliydi: hız, verimlilik ve ölçek. Yapılan paylaşımlara ya da yazılara baktığımızda bunların hepsini yerine getirmiş gözüküyor. Ama gerçekten böyle mi?
Yoksa bir hype içerisine girip asıl bakmamız gereken yeri kaçırıyor muyuz? MIT Labs’e göre şirketlerin yüzde 95’i yapay zekâ yatırımlarından ölçülebilir bir geri dönüş alamadı. HBR buna kavram olarak “workslop” diyor. Tanımı kısaca, iyi gibi görünen ama boş içerikler.
Marketoonist’in “AI slop fatigue” olarak adlandırdığı kavram ise LinkedIn akışlarından TikTok’a kadar dijital dünyanın düşük kaliteli yapay üretimle tıkanması anlamına geliyor.
Tüm bu kavramların ortak noktası tıkanıklık. Bu kavram yapay zekâyı çekemeyen işi elinden gidecek diye endişe eden bir kitlenin uydurması mı yoksa dış güçlerin tuzaklarından biri mi? Bakalım…
Verimlilik İllüzyonu
Yapay zekâ tarafından hazırlanan raporlar, e-postalar ya da sunumlar ilk bakışta profesyonel görünüyor. Fakat derinlemesine incelendiğinde içerik çoğu zaman eksik, yüzeysel ya da bağlamdan kopuk oluyor. Bu da yapılan işi ya da projeyi ileri taşımak yerine, yeni bir iş yükü anlamına geliyor.
HBR tarafından yapılan araştırmaya göre çalışanlar bu tür içeriklerle uğraşmak için ortalama iki saate yakın zaman harcıyor. Bu durum aynı zamanda görünmez maliyet ve zaman kaybının ötesinde zararlara yol açıyor.
Şirket çalışanları arasındaki işbirliğine zarar veriyor. Verilere göre, iş arkadaşından “workslop” alanların yüzde 53’ü karşısındakini daha az yaratıcı, yüzde 42’si daha az güvenilir, yüzde 37’si ise daha az zeki görüyor. Yani düşük kaliteli çıktılar işleri yavaşlatmakla birlikte insanların birbirine bakışını da değiştiriyor.
Bir anlamda çalışanlar kendi görevini yaparken aynı zamanda başkasının eksik bıraktığını tamamlamak zorunda kalıyor. Buradan bakınca on bin çalışanı olan bir şirkette yıllık kayıp milyon dolarları bulabilir. Fakat bu kaybı tablolarda görmek de imkânsız. Görünmeyeni kayıp olarak adlandırabilir miyiz? Bunun cevabını şirketler verecek. Ancak bu açıdan bakınca yapay zekâ ile üretkenlik kazandığını zannederken şirketlerin aslında ciddi bir kayıp yaşadığını söyleyebiliriz.
İçerik Enflasyonu
Her gün ekranımızda gördüğümüz yüzlerce içerik var. LinkedIn’de akademik bir tonda yazılmış uzun yazılar, TikTok’ta birbirini tekrar eden ve YouTube’da aynı şablondan çıkan videolar… WIRED’a göre bu akışın yarısından fazlası artık yapay zekâ üretimi. İlk başta cazip görünen bu bolluk, zamanla bir yorgunluğa da dönüşüyor.
İnsan zihni çeşitliliği seviyor ama tekrar eden içerikleri de reddediyor. Kullanıcı, karşısına çıkan içeriklerde gerçek bir düşünce ya da duygu bulamadığında sadece kaydırmaya başlıyor. “Slop fatigue” kavramı da tam olarak burada ortaya çıkıyor. İçerik akışı hızlandıkça güven duygusu azalıyor.
Elbette markalar da bunu fark ediyor. Polaroid’in “AI kum üretemez” sloganı ya da BMW’nin “sahicilik yeni yıkıcı güç” mesajı, tüketicinin bu yorgunluğunun bir sonucu aslında. Fakat markalar daha fazla üretip görünür mü olacak yoksa kendilerini hatırlatacak kalitede içeriklere mi yönelecek?
Gerçek ile Yapay Arasında Sıkışmak
Sosyal medyada gördüğünüz görselleri düşünün. Hangi gerçek, hangisi yapay zekâ düşünüyoruz. Her geçen gün yeni çıkan bir yapay zekâ ürünü gerçeğe daha çok yaklaşıyor. Ayırt etmek zorlaşıyor.
İnternet aleminde gördüklerimiz gerçeğin gölgesinde dolaşıyor. Tabii sürekli bu içeriklere maruz kalan insanlar için risk, gerçekle olan ilişkinin bozulması. Öyle ki artık insanlar gördüklerine güvenemez hale geliyor ve bir belirsizliğin içinde debeleniyor.
Bu tablo markalar için oldukça önemli. Güven insanların markalarla olan ilişkilerinde en kırılgan unsur. İnsanlar gerçeğe tutunmak istiyor. Eğer kullanıcılar markaların içeriklerinde de bu belirsizlik içinde kaybolursa gerçek olana açlığını başka yerde giderecek. Bence tüm bunlar bize insanların gerçekten üretilmiş olana, insani emeğin dokunduğu içeriğe ihtiyaç duyacağını gösteriyor.
Kabızlığın İlacı Analog Zekâ mı?
Ann Handley’in kabızlığa karşı bulduğu ilacın adı “Analog Intelligence”. Handley’e göre yaratıcılığın en değerli kısmı, çoğu zaman verimsiz görünen anlarda gizli. Boş boş düşünmek, defterin kenarına anlamsız çizikler karalamak, bir cümlenin içindeki virgülün yerini tartışmak da bunların içerisinde. Bu süreçler hızlı içerik üretimiyle kıyaslandığında zaman kaybı gibi durabilir ama aslında düşüncenin kaslarını çalıştırıyor.
Handley, ilaçtan önce elbette teşhisi de koyuyor: “Thoughtstipation” yani düşünce kabızlığı. Yapay zekâ sürece çok erken davet edildiğinde insanın bu doğal keşif aşaması ortadan kalkıyor. Ortaya çıkan ise hızla üretilmiş ama içi boş içerikler oluyor. Zamanla kişi kendi sesini duyamıyor ve düşünme sürecini tamamen yapay zekâya devrediyor. Bu durum ise zihinsel bağımsızlığı ortadan kaldırıyor.
Analog zekâyı burada bir çıkış noktası olarak sunuyor. İnsanların kendi düşünme süreçlerine alan tanıdığı, dağınık ama üretkenliğin geri geldiği bir sistem öneriyor. Aslında burada bir dengeden bahsediyor. Önce insanın düşüncesi, sonra yapay zekâ. Yapay zekâ düşünceyi desteklediğinde akışı hızlandırıyor. Fakat onun yerine geçtiğinde kabızlığa sebep oluyor.
Üretkenlikte İrade
Yapay zekânın kullanımında fark yaratan, insanların bu teknolojiye yaklaşımı. Burada teknolojik yetkinlikten bahsetmiyorum. Aynı aracı kullanan iki kişi arasında bile sonuç tamamen farklı olabiliyor. Ayrım basit: sorumluluğu devredenler ve üretkenliği artıranlar.
Sorumluluğu devredenler yapay zekâyı bir kaçış rampası gibi görüyor. Kendi düşüncesini ortaya koymadan tüm işi devrediyor. Ortaya çıkan iş bakınca parlıyor ama içine girince aynı etkiyi göstermiyor. Bu da hem kişi hem de marka için güven kaybı, yanlış anlamalar, tekrar edilen işlere sebep oluyor.
Üretkenliği artıranlar yapay zekâyı işlerini hızlandıran bir araç olarak görüyor. Onlar için yapay zekâ, düşüncelerini besleyen bir kaynak, üretimi kolaylaştıran bir yardımcı. Ortaya çıkan çıktı ise kendi düşünceleri etrafında şekilleniyor.
Yapay zekâ düşüncenin yerini aldığı noktada kabızlık başlar. Çözüm aslında basit. Birinci yol Burak abinin söylediği gibi yapay zekâyı yasaklamak. Kesin ve net bir çözüm :)) Bir diğer çözüm ise yapay zekâyı yaptığımız işin tamamlayıcısı haline getirmek. O zaman düşüncelerimize ket vurmak yerine onları düzene sokan bir güç haline gelebilir.




