Şubat 2026’nın son günlerinde bir savaş başladı. İran’ın Güney bölgesinde bir kız ilkokuluna bomba düşüyor. 175 kişi ölüyor. Kameralar karşısına geçen ABD Başkanı Trump saniyeler içinde şunu söylüyor: “İran kendi okulunu vurdu.”
6 Mart 2026. ABD’nin İran’a başlattığı operasyonun sekizinci günü. White House’un resmi X hesabı bir video paylaşıyor: Top Gun: Maverick sahneleri, gerçek bombardıman görüntüleriyle kurgulanmış. “JUSTICE THE AMERICAN WAY.” Görüntülenme: 63 milyon.
Aynı gün, başka bir paylaşım daha: gece görüşü kamerasıyla çekilmiş, nişan artı işareti tam ortada, duman ve enkaz. UNCLASSIFIED etiketi yeşil büyük harflerle. “OPERATION EPIC FURY.”
Bu satırları okurken dikkat edin, bir sinema fragmanı estetiğiyle kurgulanmış bu videolar etten kemikten insanların hayatlarını kaybettikleri bir operasyonun resmi iletişim dili. Ve bugünkü savaş iletişiminin en keskin cephanesi bu iki şeyin arasındaki sınırın bilerek bulanıklaştırılmasıdır.
Bu yazı o cepheyi analiz ediyor. Özellikle taraflardan birinin haklı ya da haksız olduğu argümanına girmeden yazmaya çalışacağım çünkü bu bir hukuk ya da siyaset yazısı değil. ABD-İsrail koalisyonunun İran’a açtığı savaşın iletişim boyutunu, kullanılan araçları, teorik arka planı ve görsel dili okumaya çalışıyor. İletişim profesyoneli gözüyle.
Kız okuluna dönelim. Uydu görüntüleri ortaya çıkıyor. Uzmanlar analiz ediyor. Bölgedeki tek hava operasyonunun ABD savaş uçaklarına ait olduğu kesinleşiyor. Sonra Trump diyor ki “Görüntüleri görmedim. Tomahawk füzeleri başka ülkeler tarafından da kullanılıyor. İran bu füzeleri elde etmiş olabilir.” Neresi gerçek neresi yalan artık bilmenin ihtimali kalmıyor. Hakikat, yalanın gölgesinde kaybolup onunla eşit bir düzleme düşüyor.
Trump'ın Şubat 24'ten Mart 10'a kadar İran üzerine kurduğu her cümlenin medium'a ve güne göre dağılımına baktığımızda totalde bir yayın takvimi görüyoruz sanki.
Bu, 2026 savaşının cephesi.
Savaşın İletişimi
Savaş iletişimi, propaganda, halkla ilişkiler, psikolojik harp, dezenformasyon ve medya yönetimini kapsar. Sıkı sıkıya piyasalarla ve ticaretle ilgilidir, en başından beri. Bu nedenle aslında pazarlamanın da konusudur. İnsanların alışveriş davranışlarından yatırıma dair tutumları Hürmüz boğazından gemi geçip geçmeyeceğine dair nereden bilgi aldıklarına bağlı olabilir çünkü.
Ama savaş iletişimi asla sadece yalan söylemek değildir. Aynı zamanda kendi anlatını inşa etmek, rakibin anlatısını çökertmek, uluslararası meşruiyet kazanmak ve piyasalarını güçlü, iç kamuoyunu ayakta tutmaktır. Modern savaşlarda kazanan taraf, çoğu zaman sahadaki üstünlüğünü mesajını daha iyi yönetmesini bilen taraftır.
Sanat Başından Beri Politikti
Toby Clark, Sanat ve Propaganda adlı kitabında çarpıcı bir soruyla açılıyor: “Sanat ne zaman propagandaya dönüşür?” Ama belki daha doğru soru şudur: Sanat hiç apolitik olabildi mi?
Mağara resimlerinden Firavunların zafer anıtlarına, Rönesans kilise fresklerinden Napolyon’un buyurduğu zafer tablolarına görsel imgeler her zaman bir iktidarın, bir anlatının, bir meşruiyet talebinin taşıyıcısı oldu. Sanat kelimesi özgürlüğü çağrıştırır, propaganda manipülasyonu. Ama Clark’a göre bu ikili karşıtlık yanıltıcıdır.
“Sanatsal çalışmaların da politik bir amacı olabilir; politik amaçlar sanat akımlarını kendi düşünce sistemlerini yayma aracına dönüştürebilir.”
Toby Clark, Sanat ve Propaganda
Clark’ın kitabı bu gerilimi beş yüzyıl boyunca izliyor: Marksist sanat hareketlerinden feminist avangarda, Nazi Almanyası’nın devlet estetiğinden Stalin’in sosyalist realizmine, savaş afişlerinden Vietnam karşıtı sanata. Ve her örnekte anlıyoruz ki görsel dili kontrol eden, gerçekliği tanımlıyor.
Bu yüzden 2026’nın savaş iletişimini anlamak için sosyal medya stratejisi yetmiyor. Görsel iktidarın tarihini okumak gerekiyor.
Propaganda’nın Temel Grameri
Clark’ın kitabında özellikle altını çizdiği bir nokta var: Savaş propagandasının temel işlevi, düşmanı insandan çıkarmaktır. Buna “dehumanizasyon” deniyor ama Clark bunu teorik düzlemde bırakmıyor, somut görsel örneklerle izliyor.
1.Dünya Savaşı’nda Almanya, İngiliz afişlerinde dişleri olan bir canavar olarak çiziliyordu. Japonya, ABD’de karikatüre dönüştürülmüş bir ırk imgesiyle temsil ediliyordu. Vietnam’da bombalamaların “cerrahi” ve “temiz” olduğu söyleniyordu, tıpkı bugün “akıllı bombalar” ve “hassas operasyonlar” dilinin kullanıldığı gibi.
Bugünkü versiyonu daha sofistike ama gramer aynı. İran medyasında ABD ve İsrail, sistematik olarak Firavun ve Şeytan imgeleriyle sunuluyor. Batı medyasında İran rejimiyle İran halkı arasındaki fark çoğunlukla görünmez kılınıyor. Öldürülen İranlılar (veya Lübnanlılar) hakkında “died” denirken İsrailliler hakkında killed deniyor. Sanki bir canavar İsraillileri öldürdü de İranlılar yolda yürürken hakkın rahmetine kavuşmuş gibi.
Bu gramer her iki yönde de işliyor. Ve her iki yönde de aynı şeyi yapıyor: Savaşı kaçınılmaz, haklı ve temiz göstermek.
Lentricchia’nın Rahatsız Edici Sorusu
Frank Lentricchia ve Jody McAuliffe’nin Katiller, Sanatçılar ve Teröristler adlı kitabı daha sert bir yerden başlıyor. Hatırlayan vardır, besteci Karlheinz Stockhausen, ikiz kulelerin yıkılışını büyük bir sanat eseri olarak tanımlamıştı ve bu büyük bir skandal yarattı.
Lentricchia ve McAuliffe’ye göre Stockhausen tarihsel bir gerçeğe istemeden de olsa parmak basmıştı: Politik aşırılık ile avangard sanat, son iki yüzyıldır birbirini besliyor. Şiddet estetize edildiğinde, estetik şiddeti meşrulaştırabiliyor.
“Sanat, göndergesel biçimini koruduğu sürece yıkımın çerçeve formu olarak kullanılagelmiştir.” Lentricchia & McAuliffe
Bu çerçeveyle White House’un Top Gun videolarına bakmak gerekiyor. Bombardıman görüntülerini aksiyon sinemasının estetik diliyle birleştirmek, yıkımı ve ölümü eğlendirici ve heyecan verici kılıyor. Bilinçli bir estetik seçim. Ve bu seçimin insani maliyeti var: Altındaki enkazı görünmez kılmak.
İki Görsel, İki Dünya Görüşü
İran: Kutsal Estetiğin Siyasi Dili
Khamenei.ir resmi hesabından yayınlanan görsel.
Haydar’ın (Hz. Ali) yüce adıyla (Aleyhisselam)
O ümmetin Firavununa söyle; (Musa’nın ordusu gibi) Nil’e doğru geliyorlar,
De ki; Ali, Zülfikar’ı ile İsrail’e doğru geliyor.
Bu görsel, Ortadoğu’da çok iyi okunan bir görsel dilde konuşuyor. Analiz edelim:
Renk paleti: Lacivert ve altın. İslam geleneğinde bu kombinasyon yüceliği ve ilahi adaleti çağrıştırıyor. Öfke değil, hak talebi estetiği.
İmge: Tutan el ve kılıç, Hz. Ali’nin Zülfikar’ına doğrudan atıf. Füzeler kılıç formunda çizilmiş, modern teknoloji, kutsal bir tarihin içine yerleştiriliyor.
Metin: Kur’an ayeti ve İsrail ismi aynı cümlede. Dini meşruiyet ile siyasi hedef ayrıştırılamaz biçimde birleştiriliyor.
Kaynak: khamenei.ir, bu bir sosyal medya kullanıcısının paylaşımı değil. Merhum devlet lideri için hazırlanan resmi iletişim materyali. Yani siyasi bir estetik karar.
Toby Clark’ın kitabından şu kısmı hatırlamak gerekiyor bence. Güçlü propaganda, hedef kitlesinin zaten inandığı şeyleri söyler ama onları görsel ve duygusal olarak doğrular. Bu görseli gören bir İranlı, Iraklı, Lübnanlı ya da Filistinlinin içinde zaten var olan tarihsel yük bu imgelerle yüzleşiyor ve güçleniyor. Ellul’un aslında söylediği şey yineleniyor burada. Var olan eğilimleri yoğunlaştırmak.
İran’ın görsel iletişimi estetik rafine dille, derin tarihi referanslarla sürdürdüğü görsel iletişim dili aslında iki şeye hizmet ediyor. Binlerce yıllık görsel kültür birikimi olan bir medeniyet olduğunu göstermek. Zafer anlatısını kutsalların yanında olduğunu ifade ederek kurmak.
ABD: Pop Kültürün Silahlaştırılması
Aslında ABD de aynı şeyi yapmak istiyor.
Trump Beyaz Saray’da dini liderlerin kendisine dokunarak ettiği duayı her yere yaydı. Ama İran çatışmasının başından itibaren dinci ve irrasyonel bir yönetime karşı laiklik savunucusu diskurunu sahiplendikleri için garip bir tepki yarattı globalde.
Ve diğer yandan ABD en büyük sermayesi olan Hollywood imgelerini kullanıyor.
White House @WhiteHouse, 6 Mart 2026: “JUSTICE THE AMERICAN WAY.” Top Gun: Maverick’ten alınan sahneler gerçek bombardıman görüntüleriyle birleştirildi.
White House @WhiteHouse, 6 Mart 2026: “OPERATION EPIC FURY” UNCLASSIFIED etiketli gece görüşü bombardıman görüntüsü.
Bu iki videoyu inceleyince hem teknik açıdan etkili hem de etik açıdan derin sorunlar taşıyan bir strateji görüyorum.
White House sosyal medyası operasyonun başından bu yana şu referanslara başvurdu: Top Gun: Maverick, Braveheart, Iron Man, Breaking Bad, Gladiator, SpongeBob SquarePants, Grand Theft Auto, Mortal Kombat. Bunların hepsi gerçek saldırı görüntüleriyle kurgulanarak yayımlandı.
İletişim stratejisi açısından ne yapıldığına bakalım: Mesajın hedef kitlesi genç erkekler, özellikle oyun ve aksiyon sineması tüketicileri. Bu grup, 2024 seçiminde Trump’ın en güçlü demografisiydi. Kullanılan dil, bu kitlenin zaten tükettiği içerik formatının içine yerleştirilmiş. Gamification ile savaş bir oyun arayüzüne, ekrandaki hedef bir video oyunu elementine dönüştürülüyor. Aynı zamanda short term pain, long term gain gibi akılda kalıcı, kısa, manasını sorgulamanın bile anlamsız olduğu sloganlar iletişimi hızlandırıyor.

Enable 3rd party cookies or use another browser
“OPERATION EPIC FURY”, “Locked in”, “JUSTICE THE AMERICAN WAY”… Bunlar siyasi bir gerekçe sunmuyor. Bir gerekçeye ihtiyaç duymuyor bile. Aksiyonu estetize ediyor, heyecan verici ve haklı gösteriyor. Söylediği tek şey: “Güçlüyüz, haklıyız, cool’uz ve bu muhteşem görünüyor.”
Geçmiş yönetimler neden savaştığımızı anlatırdı. Bu yönetim nasıl savaştığımızı gösteriyor.
Kristopher Purcell, eski Beyaz Saray iletişim danışmanı
Ama bu stratejinin ciddi iletişim açıkları da var. Tom Cruise, Ben Stiller ve diğer sanatçılar videolarının kullanımına izin vermediklerini kamuoyuna duyurdu. Bu ikincil bir kriz yarattı: Sanatçıların sesli itirazları, White House’un aksiyon maskülenliği mesajını doğrudan baltaladı.
Biraz daha derin sorular sormak istiyorum. Bu videolar, saldırıların altındaki gerçekliği yani ölen çocukları, yıkılan mahalleleri, yerinden edilmiş aileleri, tamamen görünmez kılıyor. Chicago Başpiskoposu Kardinal Cupich’in dediği gibi: “Hükümetimiz bir halkın acısını kendi eğlencemizin arka planına dönüştürüyor.” Bu, Toby Clark’ın kitabında “savaşın sanitizasyonu” olarak analiz ettiği şeyin 2026 versiyonu: Görsel propaganda, ölümü estetize ederek kabul edilebilir kılıyor.
Ve burada Chomsky’nin filtreleme teorisi devreye giriyor: Bu videolar 63 milyon görüntüleme alırken, aynı operasyonun altındaki İranlı sivil kayıplarını anlatan bir video hangi görüntülemeye ulaşabilir? Hangi platform onu öne çıkarır? (Çok özür diliyorum Chomsky alıntıladığım için ama bu kavramsallaştırma kafamda dönüp duruyordu ve metinden atamadım.)
Bunun karşılığında Dubai ve Katar’ın bombalanması da bölgenin dengesini bozdu. Bir yandan dünyanın en güvenli şehri olduğu iddiasındaki Dubai’ye bombalar düştüğü, insanların havalimanlarına akın ettiğini duyduk, diğer yandan da ülkedeki influencer’ların “Hiç korkmuyorum çünkü beni kimin koruduğunu biliyorum” içerikleri düştü. Sonradan öğrendik ki Dubai’den negatif görüntü yaymak yasaklanmış, baya baya yasaklanmış.
Boom Boom Tel Aviv ya da Karşı Tarafın Virüsü
12 gün savaşı olarak anılan süreçte hayatımıza girdi Boom Boom Tel Aviv. Aslında savaş iletişimi tarihinde nadir görülen bir fenomen, devlet ve ordu altyapısı olmadan, yalnızca bir AI aracı ve doğru zamanlama ile milyonlara ulaşan bir içerik. TikTok, Instagram ve X’te defalarca kaldırıldı, defalarca geri döndü.
Şarkının kendisi kasıtlı olarak ham ve kışkırtıcı: Tel Aviv üzerine düşen füzeleri kutluyor, Gazze’de öldürülen çocukların acısını referans alıyor.
Katiller, Sanatçılar ve Teröristler’de sorulan şuydu: Avangard sanat ile radikal eylem arasındaki sınır nerede biter? Bu video da bence bu soruyu dijital kültür savaşına taşıdı.
Bu şarkı viral oldu çünkü Ellul’un tarif ettiği şeyi yaptı, tepeden inmedi, insanların içindeki şeyi dışa vurdu. Filistin’e, Gazze’ye, yıllardır biriken öfkeye ses oldu. Algoritma değil, ham duygu taşıdı. Ve bu, hiçbir pazarlama bütçesiyle satın alınamaz.
Bernays: Rızayı Üretmek
1928’de yayımlanan Propaganda’da Edward Bernays şunu söyledi: Demokrasi kalabalıkların kendi kendini yönetmesi değil, seçkinlerin halkın rızasını üretmesidir. Bu tezi pratikte bizzat test etmişti, 1. Dünya Savaşı’nda barışçı bir ABD kamuoyunu savaş yanlısına çevirmişti.
Netanyahu’nun Eylül 2025’teki influencer toplantısı, Bernays’ın 1928’de tarif ettiği şeyin güncel versiyonu. Kitleye değil, kitlelere ulaşan aracılara hitap etmek. Platform değişti, prensip aynı kaldı.
Ellul: İnsanlar Anlam Arar
Jacques Ellul’un 1962 tarihli Propagandes’ının daha rahatsız edici bir vurgusu var: Propaganda insanları kandırmaz, onlara anlam verir. Modern insan, karmaşık gerçekliği sindirmek için basit şemalar ister. Propaganda bu ihtiyacı karşılar.
Ellul iki tür propaganda ayırt eder. Ajitasyon propagandası hızlı, sert, aksiyona dönüktür ve iktidarları sarsar. Entegrasyon propagandası yavaş ve sabırlıdır, kimliği inşa eder, aidiyet yaratır. Fark edilmez çünkü saldırı gibi değil, ait olma gibi hissettirir.
Propagandanın büyük gücü, modern insana her şeyi açıklayan basit şemalar sunmasından gelir.
TikTok ve X algoritmalarının bu kadar etkili olmasının teorik açıklaması bu. Algoritma, Ellul’un tarif ettiği anlam ihtiyacını besliyor, izleyiciye tutarlı ve anlaşılır bir gerçeklik sunuyor. Gerçekliğin kendisini değil, bir gerçeklik hissini.
Chomsky: Kimin Medyası?
Herman ve Chomsky’nin 1988 tarihli Rızanın İmalatı kitabı, medyayı bilinçli manipülasyon olarak değil yapısal bir filtre sistemi olarak analiz ediyor. Dört filtre var, sahiplik, reklam bağımlılığı, kaynak ilişkileri ve iktidar baskısı… Bu dört filtre, haberin ne olacağını belirler. Gazeteci kasıtlı yalan söylemez, sadece hangi gerçeklerin önemli olduğunu içselleştirmiş haldedir.
Chomsky’nin en keskin kavramsallaştırması hak eden ve hak etmeyen kurban arasındaki ayrımda bence. Aynı şiddete maruz kalan iki grup, eğer siyasi çıkar birinde varsa, medyada bambaşka yer bulur. Biri isimle, fotoğrafla, ailesiyle anılır. Diğeri toplu sayıyla.
Bu ayrım, 2026 savaş haberlerinde çıplak gözle görülebilir: Öldürülen İranlı generaller isimli haber olurken, İran’ın misilleme saldırılarında hayatını kaybeden siviller sayısal veri olarak geçiyor. Ve İsrail’e dair saldırılara dair asla resmi bir açıklama duyamıyoruz. Sürekli bir yerlerin yıkıldığını, yandığını, birilerinin öldüğünü duyuyoruz ama resmi açıklama yok.
Bu bağlamda “ulusal güvenlik” argümanı başka bir anlam kazanıyor: Kimin ulusal güvenliği, hangi sesler için tehdit?
Bu uzun yazıyı bitirirken şunu netleştirmek istiyorum: Tarafların iletişim stratejilerini analiz etmek, o tarafların eylemlerini haklılaştırmak değildir.
ABD ve İsrail’in iletişim operasyonu teknik açıdan son derece sofistike. Hedef kitleyi biliyor, formatı biliyor, algoritmayı biliyor. Ama bu sofistike operasyonun altında yatan şeyi de görmek gerekiyor: Yıkımı eğlenceli ve cool kılmak için büyük bir çaba harcanıyor. “Operation Epic Fury” adını koyan, bunu Top Gun müziğiyle kurguya döken, 63 milyon insana izleten bir makine var. Bu makinenin işlevi, bir halkın bombalanmasını geniş bir izleyiciye kabul ettirmek.
İran’ın iletişim operasyonu ise farklı bir güce sahip çünkü tarihsel bir yaranın içinden konuşuyor. Onlarca yıllık müdahale, güçlü Şii görsel kütüphanesi, yaptırımlar, vekalet savaşı, petrol politikası, bunların yarattığı birikmiş duygu, herhangi bir iletişim stratejisinden daha güçlü bir zemin oluşturuyor. Ellul’un dediği şey bu: En etkili propaganda, var olan gerçeklerin üzerine inşa edilendir. Ve hepimizi şaşırtıyor.
Ve tam bu noktada Toby Clark’ın sorusu anlam kazanıyor: Sanat ne zaman propagandaya dönüşür? Belki hiç dönüşmüyor. Belki her zaman öyleydi. Ama biz, bu gücün farkında olarak mı, olmayarak mı tüketiyoruz?
Peki biz ne yapacağız?
Bu soruyu “medya okuryazarlığı” çerçevesine sıkıştırmak istemiyorum. Çünkü o çerçeve kaynağını kontrol et, doğrula, eleştirel düşün üçlüsüne sıkışıyor. Bunlar doğru ama yetersiz. Yetersiz çünkü sorun bilgi eksikliği değil.
White House videolarını izleyip bu propaganda diye düşünen biri de o videoyu izlemiş oluyor. Algoritma için bu yeterli. 63 milyon görüntülemenin kaçı inanan, kaçı reddeden gözlerden geldi? Ne farkeder ki? Özellikle bombalar altında ölen kızlar için…
Ellul diyor ki; “propagandaya karşı en savunmasız olanlar, eğitimsiz ve bilgisizler değil. En çok haber tüketen, en çok bilinçli olduğunu düşünenlerdir.” Çünkü ne kadar çok içerik tüketirsen, o içeriğin yarattığı duygusal ve zihinsel çerçeve o kadar derinleşiyor. Eleştiri bile bu çerçevenin içinde gerçekleşiyor.
O zaman mesele izlerken ne hissettiğimize ne yaptığımız.
Bir bombardıman görüntüsü izlerken adrenalin yükseliyorsa, bu tepkiyi fark etmek bir şeydir. Bunun tasarlandığını, kurgulandığını, bu adrenalin için optimize edildiğini bilmek başka bir şeydir. İkincisi birincisini durdurmaz ama en azından bir mesafe açar.
Bu mesafe, dijital okuryazarlık kurslarının öğrettiği şey değil. Bu, kendi duygusal tepkilerine tanık olabilme kapasitesi. Ve bu kapasite, bugün belki de en az bulunan şey.
Çünkü algoritmalar tam olarak bunu kapatmak için tasarlandı.
KAYNAKLAR
Toby Clark, Sanat ve Propaganda: Kitle Kültürü Çağında Politik İmge, Ayrıntı Yayınları.
Frank Lentricchia & Jody McAuliffe, Katiller, Sanatçılar ve Teröristler, Ayrıntı Yayınları.
Edward Bernays, Propaganda, 1928.
Jacques Ellul, Propagandes, 1962.
Edward S. Herman & Noam Chomsky, Manufacturing Consent, 1988.
CIA resmi X hesabı (@CIA), 24 Şubat 2026.
https://sheets.works/data-viz/trump-iran
Iran International, “CIA Launches Farsi-Language Intelligence Recruitment Campaign”, 24 Şubat 2026.
Fortune, “CIA offers informant tips as US Iran strike looms”, 25 Şubat 2026.
Kapak: Notes to Basquiat, Gordon Bennett - 1999






