Silicon Valley semalarında yeni bir havalı kelime dolaşıyor. Taste. Yaşama zevki. Gusto. Yaşamdaki sanatı görmek (eğer biraz geniş çeviri seviyorsanız).
OpenAI başkanı Greg Brockman’ın bir tanımı var mesela, “temel beceri”. Framer’ın kurucusu, harika zevke sahip olanların, en iyi ürünleri inşa edeceğini iddia ediyor. Eski bir ByteDance mühendisinden de alıntı yapacağım: “yapay zeka çağında kişisel zevk, aşılması gereken bir hendektir”. (Girişimcilik jargonunda hendek, rakiplerin kopyalayamayacağı rekabet avantajı demek.) Örnekleri çoğaltabiliriz.
Anlıyoruz ki, Silicon Valley şimdi taste’e, Elon Musk’ın veri merkezlerine duyduğu kadar ihtiyaç duyuyor.
Yani nesil bir greenwashing gibi, teknoloji şirketleri taste-washing yapıyor. Bana bu, anti-hümanist teknolojilere liberal hümanizm cilası sürmek gibi geliyor. Anthropic’in Manhattan’da açtığı pop-up kafe de bu amaca hizmet ediyor, üzerinde “thinking” yazan şapka dağıtması da. Şapkalar da şöyle:
Sadece Anthropic ile sınırlı değil bu akım aslında. OpenAI’ın sahte-analog Super Bowl reklamınında bisiklet gidonu tutan, deftere yazan, satranç oynayan insan elleri kullanması da buna bir örnek bence. Ya da Pinterest’in tamamen analog dünyaya davet eden bir reklam filmi çekmesi de öyle. Ki şurada tartışmıştık…
Peki, bütün bu iletişimin amacı ne? Reklamı yapılan şeyin teorik olarak bir yapay zeka olduğunu unutturmak. “Sizi işsiz bırakan ya da işsiz bırakmakla tehdit eden yapay zeka aslında yüksek bir kültürün de ürünü” dedirtmek. Doğru chatbot’u seçmeyi bilirsen hala zevk sahibi olabilir, eski burjuva sınıfının aristokrasiden aldığı pay gibi bir parça soyluluk/zenginlik elde edebilirsiniz.
Burada tek tek markalara kötülük atfetmek yerine konuyu bir sınıf operasyonu olarak ele alırsak daha tutarlı ve kapsamlı bir noktaya varabiliriz.
Pierre Bourdieu’nun 1979’da Distinction’ı yazarken de kastettiği buydu aslında. Zevk asla masum değildir. Bireysel değildir. Sınıf hiyerarşisinin kültür alanında, görünmez bir şekilde, kendini yeniden ürettiği mekanizmadır. Eğitimli, kültürel açıdan varlıklı bir ailede büyüyen çocuk, belirli zevkleri kimse öğretmeden içselleştirir. Müzikten mekana, okuma alışkanlığından yeme biçimine kadar...
Ve bu içselleştirme doğal hissettirdiği için güçlüdür; çünkü doğal göründüğünde, onu üreten hiyerarşiyi de doğallaştırır.
Onlarca yıl boyunca teknoloji sektörünün meşruiyet miti meritokrasiydi. Yeterince zekan varsa, yeterince çalışırsan, iyi bir ürün inşa edebilirsin. Söylem demokratik bir ton taşıyordu. Hepimiz o 2000’lerin fırsatlar dünyasına şahit olduk. Sermayenin her zaman tanıdık görünen, doğru üniversiteden mezun, doğru ortamlarda ağ kurmuş kuruculara aktığını tam olarak göremiyorduk. Garajlarda büyüyen markalar gözümüzü boyuyordu. Teknik/teknolojik beceri bir merdivendi, kazandırabilirdi, sınıf atlatabilirdi.
Yapay zeka bu miti yapısal olarak kırdı.
Bir makineye teorik olarak her şeyi inşa etmesini söyleyebildiğimizde, darboğaz kayıyor. Yapay zeka icraat kapasitesini demokratikleştirdiği için asıl beceri ne inşa edeceğini bilmek haline geliyor.
Ve tam burada taste devreye giriyor. Bireysel duyarlılık diliyle sarılmış, ama işlevsel olarak başkalaştırılmış burjuva bir şey. Bu çerçevede taste belirli bir yaşam biçimiyle, belirli bir sınıfsal konumla, geniş bir kültürel sermaye birikimiyle geliştiriliyor. Bourdieu’nun deyimiyle: “yeni bir ekonomi için yeniden adlandırılmış miras” olarak kullanılıyor.
Milennial kuşağı hedefleyen kültür (ya da diğer adıyla Y jenerasyonu) el yapımı ürünlere, craft biraya, lo-fi estetiğe dayanan görsellerle Meta ve Amazon tarafından yeterince sömürüldü. Instagram bu özgünlüğü bir ürüne dönüştürdü. Bazı markalar, mesela özellikle üzerinde organik damgası olan deterjanlar, kuşağımızın hakikat hasretini satışa dönüştürdü. Şimdi yapay zeka endüstrisi aynı şeyi GenZ ve Alpha kuşağı için yapıyor. Organik bir subkültürün oluşmasını beklemiyor, aura’yı direkt fabrikadan çıkarıyor. Yani aslında Anthropic’in herhangi bir taste’i yok. Taste’in neyi sinyallediğini iyi bilen bir pazarlama departmanı var.
İşin daha derin ironisi, taste’i değerli kılan şirketlerin, taste’in oluştuğu koşulları aynı anda yok etmesinde. Bourdieu’ya göre zevk; okumakla, dinlemekle, tartışmakla, yanılmakla, gözden geçirmekle birikir. Yani bir hakikati vardır. Bir veritabanı sorgusu değildir. Öneri algoritmaları, bu bin yıllık kültürel birikimi yıllardır düzleştiriyor; herkesi aynı geniş çaplı, kabul gören içeriğe yönlendiriyor, kültürel ayrışmayı törpülüyor. Zevki kullanma kapasitemiz bu şekilde hasar görüyor. Öznellikten uzak, yönlendirilmiş, hakikatsiz beş zevke sahip oluyoruz.
Ve en sert soruyu burada sormak gerekiyor sanırım. Yapay zeka geçişinde, ekonomik konumu zaten kırılgan olan, kültürel sermayesi sınırlı ve taste-washing söyleminin değerli kıldığı şeylere erişimi olmayan insanlar ne yapacak?





